İstanbul İlinde Yeme-İçme
İstanbul'da yemek meselesi, hangi yakada ve hangi kampüs çevresinde okuduğunla doğrudan ilgili; ama genel eğilim şu: öğrenci çoğu zaman kampüsün hemen yanındaki esnafa alışıyor, merkeze inmek ise haftada bir-iki kez yapılan bir çıkış oluyor. Kampüs kantini ve yakın çevredeki lokantalar günlük öğünlerin omurgasını taşıyor; ders arasında hızlıca bir şeyler atıştırmak, öğle yemeğini kantinde geçirmek gündelik rutinin parçası. Şehrin merkezî noktalarına, Kadıköy'e, Beşiktaş'a ya da Beyoğlu hattına inildiğinde ise seçenek aniden genişliyor; kafeler, meyhaneler, esnaf lokantaları, üniversite öğrencisinin bütçesine göre kurulmuş basit ama doyurucu mekânlar bir arada bulunuyor. Bu ikilik zamanla kendi rutinini oluşturmana yol açıyor: hafta içi kampüs civarı, hafta sonu ya da moral bozulduğunda merkez.
Şehrin sokak yemeği kültürü, cebine en çok denk gelen kısım. Eminönü, Karaköy ve Kadıköy kıyılarında yenen balık-ekmek, birçok öğrencinin ilk denediği ve sonra tekrar tekrar döndüğü bir alışkanlık hâline geliyor; kokoreç ve köfte-ekmek de benzer şekilde ayaküstü, hızlı ve sohbetli bir yemek kültürünün parçası. Hangi noktanın "en iyisi" olduğu konusunda öğrenciler arasında hep bir tartışma dönüyor, bu biraz da işin eğlencesi sayılıyor — herkesin kendi keşfettiği köşe var.
Vefa'daki boza dükkânı, İstanbul'da okuyan bir öğrencinin er ya da geç uğradığı yerlerden biri; kışın soğuk bir akşamında, karşısındaki kuruyemişçiden leblebi alıp üzerine serpiştirerek içilen bir boza, buraya has bir ritüele dönüşüyor. Bu içecek aslında yalnızca İstanbul'a özgü değilmiş, Balkan ve Anadolu kültüründe paylaşılan bir mirasmış; ama burada, o dükkânın tarihiyle birlikte anıldığında ayrı bir anlam kazanıyor.
Geç saatte yemek bulmak İstanbul'da genelde sorun olmuyor; özellikle öğrenci yoğunluğu yüksek merkezlerde gece yarısından sonra bile açık esnafa rastlamak mümkün, sınav dönemlerinde ya da geç saatte toplanılan sohbetlerin ardından karnını doyurabileceğin bir köşe bulmak zor değil. Yine de bu her semtte aynı ölçüde geçerli değil; kampüsün biraz uzağında kalan, daha sakin yerleşim dokusuna sahip çevrelerde akşam saatinden sonra seçenekler hızla daralabiliyor.
Genel olarak İstanbul'da yemek konusunda seni zorlayan şey seçenek azlığı değil, tam tersine bolluk içinde kaybolmak ve bütçeyle dengeyi tutturmak. Kampüs yakınında ucuz ve pratik seçenekler her zaman bulunuyor, ama şehir merkezine her indiğinde harcamanın da bir ölçüde arttığını fark ediyorsun; bu yüzden zamanla "hafta içi idareli, hafta sonu keyifli" diye özetlenebilecek bir düzen kuruyorsun.
Yükleniyor...
