İstanbul İlinde Üniversite Okunur mu?
İstanbul'da üniversite okumak aslında tek bir soruya değil, en az on farklı soruya cevap vermek gibi: hangi üniversite, hangi yerleşke, hangi yaka. Şehrin kendisi bir şey vaat etmiyor, çünkü şehrin kendisi yok — Beyazıt'ta İstanbul Üniversitesi'nin tarihî yerleşkesinde okumakla, İTÜ'nün Maslak'taki kulelerin arasına sıkışmış kampüsünde okumak ya da Yıldız Teknik'in hem Beşiktaş'taki Yıldız yerleşkesinde hem Esenler'deki Davutpaşa'da okumak arasında neredeyse hiçbir ortak deneyim yok; aynı üniversitenin bile iki ucu birbirine benzemiyor. Bu yüzden buraya "İstanbul'da okuyacağım" diye gelen biri aslında yanlış soruyu sormuş oluyor — asıl soru "hangi kampüsün çevresinde yaşayacağım" olmalı.
Bunun bir de değişkenlik boyutu var: İstanbul Üniversitesi'nin Cerrahpaşa'yla bölünmesi, Marmara'nın fakültelerini yıllar içinde Göztepe'den Maltepe'ye taşıması, yeni açılan metro hatlarının bazı kampüsleri birden erişilebilir kılması — burada kurumların coğrafyası taş gibi sabit değil, sürekli hareket eden bir şey. Bir üniversiteye "hep şurada" diye bakmak yanıltıyor; tercih yaparken güncel yerleşke bilgisini üniversitenin kendi sitesinden teyit etmek, forumlardaki eski bilgiye güvenmekten daha güvenli.
Buna karşılık İstanbul'un gerçek gücü şurada: bazı kampüsler kent altyapısına neredeyse kaynaşmış durumda. İTÜ Ayazağa'nın kendi metro durağı, Boğaziçi'nin Hisarüstü durağı, Yıldız Teknik'in Davutpaşa'daki M1 istasyonu — bu üniversiteler artık şehrin ulaşım haritasında birer nokta. Bu, günlük hayatı somut biçimde kolaylaştıran bir şey: kampüse gitmek bir mesele olmaktan çıkıyor, çünkü hat zaten oraya kazınmış. Ama bu avantaj her kampüs için geçerli değil; bazı yerleşkeler hâlâ otobüs aktarmasıyla, uzunca bir yürüyüşle ya da servis düzeniyle ulaşılan yerler.
Kampüs binalarının kendisi de İstanbul'a özgü bir katman taşıyor: Kadir Has'ın Cibali'deki eski tütün fabrikasında, Bilgi'nin Haliç kıyısındaki eski elektrik santralinde eğitim vermesi gibi örnekler, burada okumanın bir kısmının sanayi tarihiyle iç içe geçmiş binalarda geçtiğini gösteriyor. Bu, estetik açıdan sevenler için bir zenginlik; ama "modern, steril bir kampüs" bekleyen biri için beklenmedik bir doku olabilir.
Genel tabloya bakılırsa, İstanbul güçlü akademik seçenek, geniş staj ve kariyer coğrafyası, kültürel çeşitlilik ve büyük şehir imkânları arayan biri için doğru adres olabilir; burada hemen her sektörün, hemen her ilginin bir karşılığı bulunuyor. Ama düzenli, tek merkezli, "her şey yakın" bir üniversite hayatı bekleyen biri, hangi kampüse yerleştiğine bağlı olarak bunun tam tersini yaşayabilir. Kararı asıl belirleyen şehir değil, seçilen üniversitenin hangi semtte, hangi yerleşkede konumlandığı ve o semtin kendi ritmine ne kadar uyum sağlanabildiği.
Yükleniyor...
