Türkistan İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Uçaktan indiğinde ya da otobüsle şehre yaklaşırken gözüne ilk çarpan şey genelde aynı: ufukta, düz bozkırın ortasında birdenbire beliren o devasa kubbeli yapı — Hoca Ahmed Yesevi Türbesi. Şehri tanımadan önce bile onu görmüş oluyorsun, çünkü Türkistan'ın silüeti gerçekten bu tek yapıya indirgeniyor; başka hiçbir bina o ölçekte, o kadar baskın değil. Buraya ilk gelenler genellikle "demek şehir bu" hissini o kubbeyi gördükleri anda yaşıyor, geri kalan her şey ona göre konumlanıyor gibi geliyor.
İkinci çarpan izlenim ise tam tersi bir şey: her yer inşaat hâlinde. Yeni kaldırımlar, yarım kalmış cepheler, vinçler, henüz yerleşmemiş sokaklar — şehir daha "bitmemiş" gibi duruyor. Bu ilk bakışta biraz kafa karıştırıcı olabiliyor; özellikle daha eski, oturmuş bir şehirden gelenler için "buraya mı okumaya geldim" sorusu ilk günlerde akla düşebiliyor. Ama zamanla bu görüntünün şehrin bir hastalığı değil, hâlâ şekillenmekte olan bir yer olmasından kaynaklandığı anlaşılıyor; birkaç hafta içinde bu inşaat hissine alışıp onu fark etmez oluyorsun.
İlk hafta genelde biraz yön bulma telaşıyla geçiyor — mesafeler göz kararı hesaplanamıyor, hangi caddenin nereye çıktığı netleşmiyor, şehir hâlâ tam anlamıyla "okunmuş" değil. Ama Türkistan'ın küçük ölçeği burada işe yarıyor: birkaç kez aynı yerlerden geçtikten sonra şehrin haritası hızlıca kafada oturuyor, kaybolma korkusu uzun sürmüyor. Güven verici mi diye sorulursa, ilk günlerde şehir ne tehlikeli ne de tanıdık geliyor — daha çok "bekleyip görmek" gerektiren, sakin ama biraz da yabancı bir yer izlenimi bırakıyor.
Zamanla ilk izlenim değişiyor. Başta sadece türbe ve şantiye görüntüsüyle akılda kalan şehir, birkaç ay sonra derse gidilen sokaklar, oturulan çay ocakları, akşam yürüyüşe çıkılan meydanlarla yer değiştiriyor; yani ilk bakışın soyut, biraz da boş hissi yerini gündelik, tanıdık bir rutine bırakıyor. Türkistan'ı tek kelimeyle anlatmak istenirse, akla gelen kelime genelde "sakin" değil, daha çok "beklenmedik" oluyor — hem tarihî ağırlığıyla hem de hâlâ inşa hâlindeki yüzüyle, önceden zihinde kurulan şehirle karşılaşılan gerçek şehir arasında küçük bir fark her zaman kalıyor.
Yükleniyor...
