Türkistan İlinin Demografik Yapısı
Türkistan denince akla ilk büyük bir şehir geliyor ama gerçek bundan biraz uzak. Kalabalık bir başkent ya da metropol dokusundan söz etmiyoruz. Şehir son yıllarda hızla büyüdü; eskiden çok daha küçük bir yerleşimken bugün geniş bir alana yayılmış, sürekli yeni mahallelerin eklendiği bir yer haline gelmiş. Bu büyüme günlük hayatta da hissediliyor: şehir hâlâ "oturmuş" bir büyükşehir gibi değil, sınırları her yıl biraz daha genişleyen bir yerleşim izlenimi veriyor.
Bu büyümenin arkasında üniversitenin payı büyük. Yesevi Üniversitesi kurulurken görevi zaten "Türkistan şehrini kalkındırmak" olarak tanımlanmış — yani üniversite sonradan açılmış bir kurum değil, şehrin bugünkü hâlinin bir parçası. Bunun sonucu olarak şehrin nüfusu büyürken üniversite de büyüyor, üniversite büyürken şehir de değişiyor. Öğrenci burada sıradan bir yüz değil; şehrin ekonomik ve sosyal hayatının önemli bir dayanağı, dolayısıyla yerel halk öğrenciyle bir arada yaşamaya, ona hizmet vermeye epey alışkın.
Yerel nüfusun büyük kısmı Kazaklardan oluşuyor, bunun yanında Özbekler ve Ahıska Türkleri de şehirde yaşıyor. Bu, şehrin sosyal dokusunun büyük ve karışık bir metropolden çok, birbirini tanıyan, daha yerleşik bir toplum yapısına yakın olduğunu gösteriyor. Kozmopolit bir kalabalık beklentisiyle gelen biri için Türkistan büyükşehirlerin anonim kalabalığından farklı, daha küçük ölçekli ve daha geleneksel bir toplumsal ritim sunuyor.
Kampüsün içi ise şehrin geneline göre daha karışık bir tablo çiziyor. Üniversitenin kendi tüzüğü gereği öğrenciler yalnızca Kazakistan ve Türkiye'den değil, diğer Türk cumhuriyetlerinden ve akraba topluluklardan da geliyor. Şehir merkezinde daha yerleşik, daha homojen bir yapı görürken, kampüste farklı ülkelerden gelen öğrencilerle bir arada olmak mümkün — Türkistan'ı hem küçük ölçekli hem de öğrenci tarafında belli bir çeşitliliğe sahip bir yer yapan da tam olarak bu.
İletişim tarafında işler biraz daha katmanlı. Devlet dili Kazakça, günlük hayatta ve kamu işlerinde Rusça da yaygın biçimde kullanılıyor. Türkçe konuşan birinin buraya gelir gelmez her şeyi kolayca anlayacağını düşünmek gerçekçi değil; üniversitenin dili bilmeyen öğrencilere bir yıl hazırlık uygulaması da bunun bir göstergesi. "Kazakça zaten Türkçeye benziyor, hemen anlaşırım" beklentisiyle gelmek yerine, ilk dönemi bir alışma süreci olarak görmek daha gerçekçi. Sokakta Türkçe ya da İngilizcenin ne kadar işe yaradığı kişiden kişiye, gidilen yere göre değişiyor; bu yüzden ilk aylar hem dil hem de yeni bir toplumsal düzenle tanışma dönemi oluyor. Zamanla — özellikle kampüs çevresinde, aynı üniversitede okuyan başka ülkelerden öğrencilerle bir arada olunca — bu yabancılık hissi genellikle azalıyor.
Yükleniyor...
