Gaziantep İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Gaziantep'e ilk gelen öğrenciyi en çok şaşırtan şey, şehrin "bir merkezi" olmaması. Başka şehirlerde genelde tek bir çekirdek vardır — oraya inersin, mesele biter. Burada öyle değil. Tarihî çekirdek kale çevresinde, dar sokaklarda ve çarşılarda kendi ritmini yaşıyor; kampüs tarafı bambaşka bir tempoda akıyor; şehrin bir ucunda sanayi bölgeleriyle örülü bir mesai koridoru var, bir ucunda yeni açılmış konut bölgeleri. Yani "Gaziantep'te yaşamak" tek bir cümleyle anlatılamıyor — hangi aksta olduğuna göre gündelik hayatın rengi tamamen değişiyor. Kale çevresinde kalan biriyle kampüs aksında kalan birinin günü, aynı şehirde yaşasalar da birbirine çok az benziyor.
Şehri ikiye ayıran bir de coğrafi çizgi var: Alleben Deresi, merkezin iki büyük ilçesini birbirinden ayırıyor. Bu sadece haritada bir çizgi değil, günlük hayatta da hissediliyor — hangi yakada oturduğun, hangi yakada ders çıkışı vakit geçirdiğin, alışverişini nereden yaptığın büyük ölçüde o yakaya bağlı kalıyor. Bir yakadan diğerine geçmek imkânsız değil ama bilinçli bir tercih; zamanla insan kendi yakasında bir düzen kuruyor, günlük rutinini o tarafa göre şekillendiriyor.
Tempo konusunda şehir ne uykulu bir taşra kasabası ne de insanı bitiren bir kalabalık. Gündüzleri özellikle merkez tarafında hareketli bir hava var; esnaf açık, sokaklar dolu, bir yerden bir yere gitmek genelde bir kalabalığın içinden geçmek demek. Akşamlara doğru bu tempo değişiyor — kale çevresi ve eski çarşı tarafı akşam yürüyüşü için sakin ve keyifli bir hâl alıyor, insanlar çay bahçelerinde, dar sokaklarda oyalanıyor. Hafta sonu ise şehir biraz daha rahatlıyor; ders yükünden kurtulup merkeze inmek, arkadaşlarla oturacak bir yer bulmak kolaylaşıyor.
Günlük ihtiyaçlar açısından şehir seni zorlamıyor. Market, eczane, kırtasiye gibi temel şeyler hangi aksta olursan ol elinin altında; "bu tarafta yok, öbür tarafa gitmek gerek" gibi bir sıkıntı yaşanmıyor. Zorluk daha çok mesafe algısında çıkıyor — şehir göründüğünden büyük, bir ucundan bir ucuna geçmek bazı günler planlanması gereken bir işe dönüşebiliyor.
Şehrin bir tarafı üniversite ritmiyle, bir tarafı iş-mesai ritmiyle atıyor; bu iki ritim aynı şehirde yan yana yaşıyor ama birbirine çok karışmıyor. İnsan genelde kendi aksının temposuna alışıyor ve şehrin diğer yüzünü daha seyrek görüyor. Bu da aslında Gaziantep'i yorucu bulmayan bir öğrenci profili çıkarıyor ortaya — çünkü gün boyu kalabalığın içinde olsan da, kendi bölgende bir rutin oturttuğun anda şehir sana göre küçülüyor.
Yükleniyor...
