Gaziantep İlinde Öğrenci Olmak
Gaziantep'te öğrenci olmanın nasıl bir şey olduğu sorusunun tek bir cevabı yok, çünkü hangi üniversitede okuduğun bu deneyimi baştan aşağı değiştiriyor. Aynı şehirde dört yıl geçirmek, GAÜN'de mühendislik okumakla SANKO'da tıp okumak arasında neredeyse iki farklı hikâye anlatmak gibi.
GAÜN'de bir gün genellikle geniş bir kampüsün içinde geçiyor — üniversite köklerini mühendislikten aldığı için, mühendislik bölümlerinde ders çıkışı koridorlarda başka fakültelerden insanlarla karşılaşmak, farklı bölümlerden arkadaş çevresi kurmak sık rastlanan bir şey. Tıp okuyanlar için gün biraz daha farklı akıyor; kampüsün kendi hastanesi olduğundan, ders ile klinik hayat arasındaki geçiş erken başlıyor, staj ve nöbet ritmi diğer bölümlerden bağımsız kendi takvimini kuruyor. Turizm fakültesindeki gastronomi bölümünde okuyanlar için ise ders programı klasik anlamda "sınıf-kütüphane" düzeninden biraz kopuyor; atölye çalışmaları, mutfak pratikleri ve şehirdeki festivallere katılım öğrencilik hayatının doğal bir parçası hâline geliyor. Kampüsteki kongre salonunda zaman zaman kültürel etkinliklerin düzenlenmesi de, GAÜN'de "kampüs" kelimesinin sadece ders binalarından ibaret olmadığını gösteriyor.
GİBTÜ'de öğrenci olmak farklı bir ölçekte hissediliyor. Hazır bir yerleşkede kurulmuş, devlet üniversitesi kimliğiyle daha yakın bir kampüs hissi veren bir yer; burada gün, büyük bir üniversite şehrinin içinde küçük bir topluluğun parçası olmak gibi geçiyor. Gastronomi bölümünde okuyan biri için de atölye çalışmaları ve şehirle iç içe geçen pratik dersler tanıdık bir düzen.
Vakıf üniversitelerinde ise durum bambaşka bir ritme oturuyor. Havalimanı yolu üzerindeki yerleşkede okuyan biri için kampüs kendi içinde neredeyse kendine yeten bir düzen kuruyor; yurtlar kampüsün içinde olduğundan, sabah kalkıp derse gitmek ile akşam odaya dönmek arasında şehre çıkmak zorunda kalmadan geçen günler sık oluyor. Bu, bir yandan güvenli ve düzenli bir öğrencilik hissi veriyor, bir yandan da şehirle bağın biraz daha bilinçli bir çaba gerektirdiği anlamına geliyor — şehir merkezine inmek, kampüs hayatının otomatik bir uzantısı değil, ayrıca planlanan bir şey.
SANKO'da okuyan biri için ise tam tersi bir deneyim söz konusu; yerleşke şehrin merkezî bir noktasında, hastanenin bitişiğinde kurulu olduğundan kampüs hayatı zaten şehrin içinde akıyor. Sağlık bilimleri ağırlıklı bir üniversite olduğu için gün büyük ölçüde ders ile hastane pratiği arasında geçiyor, ama bu pratik şehrin gündelik hayatından kopuk değil — kampüsten çıkıp beş dakika yürüyünce zaten kentin ortasında oluyorsun.
Bu farklılıklara rağmen ortak kalan bir şey var: öğrenci kulüpleri, bölüm etkinlikleri, arada sırada düzenlenen yarışma ve festival katılımları gibi şeyler her kurumda bir şekilde karşına çıkıyor. Gastronomi bölümlerinde okuyanlar için şehirdeki festivallere üniversiteler arası yarışmalarla katılmak, mutfak yarışmalarında yer almak, klasik bir öğrencilik anısı olarak sık anlatılıyor. Arkadaşlık kurmanın ne kadar kolay olduğu ya da şehirle ne kadar hızlı kaynaşıldığı konusunda genel bir şey söylemek zor; bu, kişiden kişiye, hatta okuduğun üniversiteye göre değişen bir deneyim. Ama şurası açık: buradaki gündelik hayatın şekli, seçtiğin kurumun kampüs kültürüyle sıkı sıkıya bağlı — ve bu, tercih yaparken göz ardı edilmeyecek bir ayrıntı.
Yükleniyor...
