Bilecik İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Bilecik merkezde gün yokuşla başlıyor. Şehir düz bir zeminde kurulmamış, tepeye yaslanmış. Yukarı çarşıdan aşağı istasyon tarafına inerken kot hızla düşüyor; üstün üstünde kalın giyinip aşağıda terlemek burada sık rastlanan bir şey. Akşam eve, yani yukarıya dönerken de tersi yaşanıyor: soluk soluğa bir çıkış. İlk haftalarda bu yokuşlar biraz yoruyor ama zamanla alışıyorsun, hatta bir süre sonra düz bir şehirde yürümek tuhaf gelmeye başlıyor.
Merkezin günlük ritmi sakin denebilecek bir tempoda akıyor. Sabah kahvaltısı için bir esnaf, öğlen ders arası bir büfe, akşam üstü çarşıda kısa bir tur — günün akışı büyük şehirlerdeki gibi sıkışık değil. Hafta içi akşamları merkez erken sakinleşiyor, sokaklar boşalıyor. Bu durgunluk kimine dinlendirici geliyor, kimine kısa sürede "bu kadar mı" dedirten bir monotonluk.
Sosyal ihtiyaç arttığında gözün genelde Bozüyük'e dönüyor. Merkez küçük ve idari-akademik bir yer olarak hissedilirken, Bozüyük şehrin diğer ayağı gibi çalışıyor. Alışveriş çeşitliliği, daha kalabalık bir cadde, farklı mekân arayanlar hafta sonu ya da bunaldığı bir akşam Bozüyük'e gitmeyi tercih ediyor. Bu, "merkezde bir şey yok o yüzden kaçıyoruz" değil, iki merkezli bir ile alışma süreci. Merkez okulun ve günlük hayatın döndüğü yer, Bozüyük ise nefeslenmek için gidilen ikinci kutup.
Günlük ihtiyaçlar açısından merkez kendine yetiyor. Market, kırtasiye, berber, kafe — bunlar için şehir dışına çıkman gerekmiyor. Ama daha "şehirli" bir alışveriş ya da farklı bir akşam arayışında Bozüyük tarafı devreye giriyor. Bu gidiş-geliş zamanla haftalık rutine oturuyor: hafta içi merkezde ders-yurt-kampüs üçgeni, hafta sonu bazen Bozüyük'e bir çıkış.
Şehrin küçük ölçeği bir yerde avantaja dönüyor. Merkezde herkes birbirini az çok tanır gibi hissettiren bir hava var, esnafla kurulan ilişki çabuk kişiselleşiyor. Aynı büfeye, aynı kahveciye birkaç kez gidince artık selamlaşan biri oluyorsun. Bu, büyük şehirlerin anonimliğine alışmış biri için ilk başta garip gelebilir ama bir süre sonra şehrin sıcak tarafı olarak görmeye başlıyorsun.
Akşamları merkezde vakit geçirecek seçenek sınırlı olduğu için oda arkadaşlarıyla ya da yurt/apart çevresindeki küçük gruplarla geçen zaman öne çıkıyor. Bu da kendine göre bir sosyalleşme biçimi: dışarıda gezmek yerine birlikte yemek yapmak, sohbet etmek, kısa yürüyüşler. Şehir seni dışarıda tutmuyor ama dışarısı da sürekli bir şeyler sunmuyor; bu ikisi arasında bir denge kurmak kendi elinde.
Yükleniyor...
