Artvin İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Artvin'in merkezi bir vadi yamacına yapışmış gibi duruyor. Şehirde düz yer aramak beyhude bir iş. Birbirine paralel üç ana cadde var ve bu üç cadde birbirinin üstünde, farklı katmanlarda uzanıyor. Bir binaya bir caddeden girdiğinde zemin kat, öbür caddeden girdiğinde üçüncü kat oluyor. İlk geldiğinde bu biraz kafa karıştırıcı geliyor, ama bir-iki hafta sonra hangi caddenin nereye çıktığını ezberliyorsun ve şehri artık yatay değil, kat kat okumaya başlıyorsun.
Bu dikeylik günlük hayata da yansıyor. Düz bir yürüyüş yolu aramayasın, çünkü öyle bir yer neredeyse yok. Yokuş inip yokuş çıkmak burada hayatın doğal bir parçası. Market almaya çıkmak bile küçük bir tırmanış oluyor. Bu yorucu gelebilir ama bir süre sonra bacakların buna alıştığını fark ediyorsun.
Merkezdeki yaşam sanılandan daha canlı. Hafta sonu bile sokaklar boşalmıyor, dükkânlar büyük ölçüde açık kalıyor. Küçük bir şehir ama kapalı bir şehir değil; akşam saatlerinde de merkezde insan görürsün, çay ocakları ve küçük kafeler doluyor. Yine de büyükşehirlerdeki gibi yirmi dört saat açık bir hareketlilik beklemek doğru olmaz — burada hayat daha erken kapanıyor, gece geç saatte sokak sakinleşiyor.
Şehrin ritmi mevsime göre de değişiyor. Yazın Kafkasör'de düzenlenen boğa güreşleri günlerinde kent bambaşka bir enerjiye bürünüyor; o hafta merkezde de hareketlilik artıyor, yayladan inip binenler, festival konuşmaları duyuyorsun her yerde. Yılın en canlı sosyal gününü genelde bu festival oluşturuyor.
Havası da alışılmış Karadeniz beklentisini bozuyor. Kıyıdaki ilçelerde her gün yağmur bekleyebilirsin ama merkez, vadinin içine gömülü olduğu için daha kurak bir hava taşıyor. Buraya "hep yağmurlu" diye gelen biri, birkaç hafta içinde beklediğinden çok daha az yağmurla karşılaşınca şaşırıyor. Kışın ise iş değişiyor; hava sertleşiyor, soğuk kendini iyice hissettiriyor ve şehir kendi içine çekiliyor.
Kışın yüksek kesimlerde kar bazı yolları günlerce kapatabiliyor. Bu merkezdeki günlük hayatı doğrudan durdurmasa da, çevre köylere veya yaylalara gidiş-gelişi olan biri için "bugün gidilmiyor" demek anlamına gelebiliyor. Merkezde yaşayan biri için bu daha çok "dışarıya kapanma" hissi olarak kalıyor; kar bastırdığında dışarıdaki dünyaya erişimin biraz daraldığını fark ediyorsun.
Çoruh'un art arda kurulan barajlarla değişen yüzü, şehrin çevresini de dönüştürmüş durumda. Yusufeli tarafında eski yerleşim tamamen sular altında kalmış, ilçe yeni bir yerleşime taşınmış. Bu, günlük rutinine doğrudan girecek bir şey değil ama bölgede yaşarken zaman zaman duyduğun, karşına çıkan bir gerçek. Şehrin çevresinde konuşulan hikâyelerin bir parçası oluyor; buranın son yirmi yılda ne kadar değiştiğini anlamak istersen üzerinde durmaya değer bir başlık bu.
Yükleniyor...
