Lefkoşa İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Lefkoşa'da gün, hangi tarafında olduğuna göre farklı bir hızda geçiyor. Öğleden sonra Arasta'dan yürüyünce esnaf sohbet ediyor, tempo ağır. Akşam Dereboyu'na inince aynı şehir başka bir hızda akıyor. Öğrencilerin çoğu haftanın bir kısmını bu iki merkez arasında paylaştırıyor.
Suriçi gündüz canlı ama gürültüsüz bir yer. Arasta'da kahve içip Bandabuliya'nın önünden geçmek, buraya gelen öğrenciler için kısa sürede sıradan bir alışkanlığa dönüşüyor. Akşam olduğunda burası biraz sakinleşiyor, dükkânlar kapanıyor, sokaklar boşalıyor. Bazı ziyaretçiler Bandabuliya'yı eskisi kadar hareketli bulmuyor; yenilenmiş ama daha durgun bir hâli var — gündüz uğramak, gece burada vakit geçirmekten daha doğal bir tercih.
Dereboyu ise günün geç saatlerine kadar canlılığını koruyan taraf. Kafeler, barlar ve restoranlar bu hattın üzerinde yoğunlaşıyor; genellikle öğrencilerin akşamları buluştuğu, hafta sonu planlarını yaptığı nokta burası. Suriçi'nin sakin temposundan sonra Dereboyu'na inmek, şehrin ikinci yüzünü görmek gibi bir şey. Bir gecede iki farklı Lefkoşa yaşanabiliyor: biri tarihî ve durgun, öbürü daha gürültülü ve güncel.
Şehrin bir başka tuhaflığı, geçiş kapılarının gündelik hayatın sıradan bir parçası olması. Lokmacı ya da Metehan'dan geçmek, buraya yeni gelen biri için ilk başta ilginç gelse de zamanla otobüse binmek kadar normalleşiyor. Kimse bu geçişi büyük bir olay gibi yaşamıyor; alışveriş için ya da sadece gezmek için karşıya geçmek, şehirde yaşayanların rutinine karışmış bir alışkanlık.
Günlük ihtiyaçlar açısından şehir öğrenciyi zorlamıyor. Bandabuliya'dan taze sebze almak, mahalle bakkalından eksik malzemeyi tamamlamak, yakın bir eczaneye uğramak çoğu semtte kolay. Lefkoşa büyük bir şehir gibi hissettirmiyor, ama küçük bir kasaba gibi de değil. Ritmi orta yoğunlukta: insanı yormayacak kadar sakin, sıkmayacak kadar hareketli.
Yükleniyor...
