Lefkoşa İli Hakkında Genel Bilgiler
Lefkoşa, Kıbrıs'ın ortasında, denizsiz bir başkent. Ada haritasına bakınca hemen görüyorsun: Girne'nin, Gazimağusa'nın kıyısı var, Lefkoşa'nınki yok. Bu şehre gelen bir öğrenci ilk günden şunu anlıyor: burada hafta sonu planı "denize gidelim" değil, dağı aşıp kıyıya çıkmak. Şehir kendi içine dönük, kendi ritmiyle yaşayan bir yer. Deniz esintisi buraya ulaşmadığı için yaz sıcağı da başka türlü hissediliyor, ama bu ayrı bir konu. Burada önemli olan şu: Lefkoşa'nın kimliği kıyı şehirlerinden değil, ada ortasında olmaktan geliyor. Her şey biraz daha içeride, biraz daha kendi kabuğunda.
Şehrin fiziksel omurgası da bu iç-kesim kimliğiyle uyumlu bir şekilde kendine has. Lefkoşa'nın tam ortasında, Venedik dönemi surları dairesel bir çember çiziyor. On bir burçlu bu daire, şehrin planını da belirlemiş durumda. Başka şehirlerde göreceğin gibi surlu bir liman kenti değil bu; deniz kıyısında uzayan bir sur değil, ortada duran, kendi içine kapanan bir çember. Şehri yukarıdan görme fırsatın olursa bu daireyi net seçiyorsun. Öğrenci için pratik anlamı şu: merkezi kavramak, bu dairenin neresinde durduğunu anlamakla başlıyor. Suriçi dediğin o çemberin içi, şehrin tarihî-ticari çekirdeği. Çemberin dışı ise modern hayatın döndüğü yer. İkisi arasında gezinmek, Lefkoşa'da yaşamanın küçük ama sürekli tekrarlanan bir alışkanlığı.
Lefkoşa'yı diğer KKTC şehirlerinden ayıran en somut şey belki de şu: burası gerçekten başkent, sahilde tatil havası taşıyan bir yer değil. Bunu ilk fark ettiğin yer de kurumların yoğunluğu oluyor. Cumhurbaşkanlığı, Meclis, Başbakanlık, çeşitli kurul ve daireler hep bu şehirde toplanmış durumda. Yükseköğretimi düzenleyen kurum da burada. Bu, şehre gündüzleri kamu işleriyle dolu, memur-öğrenci-esnaf üçgeninde işleyen bir tempo veriyor. Akşamları bu tempo değişiyor ama gündüz saatlerinde Lefkoşa'nın nabzını biraz da bu kurumsal yoğunluk belirliyor. Bir öğrenci için bunun anlamı: şehir sana turistik bir hava vermiyor, gerçek bir idari-toplumsal merkezde yaşadığını hissettiriyor. Resmî işler, evrak süreçleri, oturum-kayıt gibi konularda da adres genelde bu şehirde çıkıyor; kurumlar zaten burada.
Bütün bunlar birleştiğinde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Lefkoşa, adanın coğrafi ve idari merkezi olarak kurulmuş, dairesel bir tarihî çekirdeğin etrafında büyümüş, kurumsal ağırlığı yüksek bir şehir. Deniz kıyısı vaadiyle gelen biri burada hayal kırıklığına uğrayabilir. Ama başkent olmanın ne demek olduğunu, bir şehrin gündüz temposunu kurumların nasıl şekillendirdiğini görmek isteyen biri için Lefkoşa kendi karakterini net biçimde ortaya koyuyor. Şehir kıyı şehirlerinin aksine kendini turizme değil gündelik hayata, işe, okula, devlete göre kurmuş. Bu da ona hem daha sakin hem daha "gerçek" bir doku veriyor.
Yükleniyor...
