Lefkoşa İlinde Kültür ve Sanat
Selimiye Camii'nin önünden geçtiğinde şehrin neden bu şekilde kurulduğunu anlıyorsun. Bu cami aslında eski bir Gotik katedral, Kıbrıs'taki en eski ve en büyük örneklerinden biriymiş. Venedikliler surları örerken şehri tam bu yapının etrafına dairesel biçimde çizmişler. Yani Lefkoşa'nın o meşhur yuvarlak planı, bir bakıma bu caminin çevresinde şekillenmiş. Bunu bilmek turistik bir bilgi olmaktan çıkıp, Suriçi'nde yürürken neden hep bir merkeze doğru çekildiğini anlamana yardımcı oluyor.
Suriçi'nin kültürel hayatı son yıllarda belli bir canlanma yaşıyor. Bandabuliya, yani eski belediye pazarı, yakın zamanda yenilenen bir sahneye kavuştu ve artık burada sanat etkinlikleri de yapılıyor. Selimiye çevresindeki sokaklar da restore edilmiş; galeriler, antikacılar bu bölgede yoğunlaşmış durumda. Gündüz buradan geçerken bir sanat mekânına, akşamüstü bir sergiye rastlaman şaşırtıcı olmuyor. Ama dürüst olmak gerekirse bazı ziyaretçiler bu bölgenin yenilenmiş olsa da eski hareketliliğinden hâlâ uzak olduğunu düşünüyor. Yani her akşam kalabalık bir sanat sahnesi bekleme; daha çok, keşfedildikçe değer kazanan, sakin bir doku bulacaksın.
Şehrin ikinci kültürel damarı tam tersi bir enerjiyle akıyor: Dereboyu. Suriçi'nin tarihî sessizliğinin aksine bu cadde şehrin nabzının attığı yer. Buradaki kavşaklardan biri eylemlere, yürüyüşlere ev sahipliği yapıyor; Lefkoşa Maratonu'nun bir kısmı da bu güzergâhtan geçiyor. Yani Dereboyu sadece bar-restoran hattı değil, şehrin toplumsal nabzının da hissedildiği bir eksen. Bir öğrenci için bu, kültürün yalnız müzede ya da galeri duvarında değil, sokakta da yaşandığını görmek demek.
Üniversitelerin kendi etkinlik takvimleri de şehrin bu ritmine ekleniyor. Kampüslerde düzenli olarak konser, söyleşi, öğrenci festivali havasında etkinlikler oluyor; bazı öğrenciler bunları şehir merkezine inmeden sosyalleşmenin en pratik yolu olarak görüyor. Şehrin kendisi ise büyükşehirlerdeki gibi sık sık uluslararası konser ya da büyük ölçekli tiyatro prodüksiyonu sunmuyor. Bunun yerine daha yerel, daha samimi ölçekte bir kültür hayatı var: bir cazdan söz edilen Suriçi festivali, bir müze hâline getirilmiş eski tekke, kapalı pazarın sahnesinde bir gösteri. İstanbul ya da Ankara'dan gelen biri kültürel çeşitlilik anlamında bir eksiklik hissedebilir. Ama bu şehirde kültür, büyük prodüksiyonlardan çok, tarihî dokunun kendisiyle iç içe yaşanıyor. Yüzlerce yıllık bir hanın avlusunda kahve içmek ya da bir kervansarayın içindeki galeriyi gezmek, zaten başlı başına bir kültürel deneyim sayılabiliyor.
Yükleniyor...
