Ankara İlinin İklimi
Sonbaharın sonunda gelenler genelde havayı fazla önemsemez, ama kış bastırınca herkes aynı şeyi söylüyor: burada soğuk, İstanbul'daki gibi nemli bir soğuk değil, kuru ve kemiklere işleyen bir soğuk. Ocak-şubat aylarında sabah kampüse çıkarken kalın mont, bere, eldiven gerçekten gerekiyor; ince bir kaban idare etmiyor. Kış boyunca sis de gündelik hayatın bir parçası — özellikle sabah erken saatte otobüs beklerken karşı kaldırımın bile net görünmediği günler oluyor, bu da hem yürüyüşü hem bazı sabahlar ulaşımı yavaşlatıyor.
Yaz ise tam tersi bir uca gidiyor: temmuz-ağustos kuru ve sert bir sıcaklıkla geçiyor, ama akşam olduğunda hava genelde çekilip serinliyor. Gündüz dışarıda uzun süre kalmak yorucu olabiliyor, özellikle gölgesiz meydanlarda ya da açık otobüs duraklarında bekleyenler bunu hissediyor. Yaz, gündelik hayatı akşama doğru kaydırıyor denebilir — kampüs dışı buluşmalar, yürüyüşler, dışarıda oturmalar daha çok gün batımından sonra oluyor.
İlk geleni asıl şaşırtan, kış ile yaz arasındaki geçişin kısa sürmesi. Bahar ya da sonbahar diye ayırdığın dönem sanıldığı kadar uzun sürmüyor; bir ay içinde kalın montluk günlerden tişörtlük günlere geçiş yaşanabiliyor. O yüzden dolapta hem kışlık hem yazlık kıyafeti aynı anda hazır bulundurmak, buraya yeni gelenlerin çabuk öğrendiği bir şey.
Kampüse ulaşım açısından asıl zorlayan kış oluyor — soğukta durakta beklemek, sisli sabahlarda erken çıkmak gerekiyor. Kar da her kış birkaç kez etkili oluyor; yağdığı günlerde yollar ve yürüyüş yolları kayganlaşıyor, bu da özellikle tepe üzerine kurulmuş semtlerde (şehrin genel topografyası zaten inişli çıkışlı) yürümeyi biraz güçleştiriyor. Dışarıda vakit geçirmenin en keyifli olduğu dönem ilkbaharın ortası ile sonbaharın başı; o kısa pencerede hava ne çok sıcak ne çok soğuk oluyor, açık alanlarda oturmak, kampüs içindeki yeşil alanlarda vakit geçirmek bu dönemde daha cazip hale geliyor.
Yükleniyor...
