Rize İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Rize'ye ilk adım attığın an aklında kalan şey genelde bir manzara değil, bir gökyüzü hali oluyor. Valizini indirip etrafına bakınca fark ettiğin ilk şey, havanın nadiren tam açık olması, gökyüzünün genelde bir tonda gri-mavi kalması ve her an hafif bir yağmurun başlayabileceği hissi. İlk günlerde bunu "kötü bir gün" zannedip ertesi gün değişmesini bekliyorsun; ama zaman geçtikçe fark ettiğin şey, bunun tekil bir gün olmadığı, şehrin genel bir ritmi olduğu. Sert bir kış soğuğuyla karşılaşma beklentisiyle gelen biri bile burada asıl çarpıcı olanın dondurucu bir hava değil, süreklilik arz eden bu yağışlı-kapalı atmosfer olduğunu ilk haftalarda anlıyor.
Bunun günlük hayata yansıması yavaş yavaş oturuyor. Yağmurluk ya da su geçirmez bir mont çantada sürekli bulunması gereken bir eşyaya dönüşüyor, şemsiye taşımak neredeyse otomatik bir refleks halini alıyor. İlk hafta bu durum biraz yorucu gelebiliyor, özellikle güneşli bir şehirden gelenler için ortam biraz kasvetli hissettirebiliyor; ama bir noktada bu ritme alışılıyor ve yağmur, gündelik hayatı engelleyen bir unsur olarak değil, şehrin doğal bir parçası olarak görülmeye başlanıyor.
İlk günlerde dikkat çeken bir başka şey de şehrin fiziksel yerleşimi. Deniz kıyısında, alçak bir hizada kurulmuş merkezin arkasında hemen yükselen tepeler ve dağlar ufku her yönden çevreliyor. Bu, ilk bakışta şehri hem küçük hem de sıkışık hissettirebiliyor; ama aynı zamanda nereye gidersen git bir yön hissi kaybetmemeni de sağlıyor, çünkü deniz bir tarafta, yeşil yamaçlar diğer tarafta hep sabit kalıyor.
İlk haftalarda güven verici olan taraf, şehrin karmaşık ya da dağınık hissettirmemesi. Küçük ölçekli bir merkezde hızla yön bulmak, alışverişini nerede yapacağını, hangi sokaktan geçtiğinde nereye çıkacağını öğrenmek uzun sürmüyor. Bu da yeni gelen bir öğrenci için ilk haftaların kaygısını azaltıyor; şehir kalabalık ve tanımlanması zor bir yer değil, kısa sürede haritası çıkarılabilen bir yer olarak hissediliyor.
Zamanla değişen şey genelde havaya dair algı oluyor. İlk aylarda "hep yağıyor" diye şikâyet edilen şey, bir süre sonra günün belirli saatlerinde tahmin edilebilir bir düzene oturuyor ve kendi rutinini buna göre kurmayı öğreniyorsun. Atmosferi tek bir kelimeyle anlatmak gerekirse akla önce "yeşil" değil, "nemli" ya da "yumuşak" gibi bir sıfat geliyor — sert değil ama sürekli hissedilen, alışılması biraz zaman alan bir yumuşaklık.
Yükleniyor...
