Ordu İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Ordu'nun günlük ritmini anlamak için önce şunu bilmek gerekiyor: şehir merkezi bir ırmağın denize kavuştuğu noktada, dar bir düzlük üzerine kurulu. Melet Irmağı'nın oluşturduğu bu küçük delta, şehri hem denize hem de arkasındaki yükseltilere sıkıştırılmış bir şerit hâline getiriyor. Günlük hayatta bunun sonucu şu: her şey birbirine yakın ama alan sınırlı, dolayısıyla merkez kalabalık ve hareketli olsa da şehir bir anda "bitiveriyor" — yürüdüğün cadde birkaç sokak sonra ya denize ya da yokuşa çıkıyor. Ders çıkışı merkeze inenler için bu, büyük bir metropolün dağınıklığından çok, insanın kendini hızla yönünü bulduğu, ölçülü bir şehir hissi veriyor.
Tempo olarak Ordu ne aşırı sakin bir taşra kasabası ne de yoran bir büyükşehir. Sabahları kampüse gidiş, öğleden sonra merkeze inip bir şeyler halletmek, akşamüstü sahil hattında ya da caddede yürümek — bu döngü haftanın omurgasını oluşturuyor. Hafta içi merkez gündüz saatlerinde canlı; esnaf, öğrenci, günlük işini gören yerel halk aynı sokaklarda buluşuyor. Akşamları bu hareketlilik düşüyor, özellikle hafta içi geceleri şehir erken sakinleşiyor. Hafta sonu tablo değişiyor: gündüz sahil ve merkez yine dolu, akşam kahve ve yemek mekânları öğrenci gruplarıyla şenleniyor, ama büyük şehirlerdeki gece hayatına alışkın biri için bu hareketliliğin belirli bir saatten sonra çekildiğini söylemek gerekiyor.
Günlük ihtiyaçlar konusunda şehir kolaylık sağlıyor; market, eczane, kırtasiye, berber gibi rutin işler için uzun mesafeler kat etmeye gerek kalmıyor, merkezde ya da kampüse yakın mahallelerde çoğu şey elin altında. Bu, özellikle ilk kez ailesinden ayrı yaşayan biri için günlük hayatı planlamayı kolaylaştıran bir detay — büyük şehirlerde saatler alan işler burada kısa sürede hallediliyor.
Yılın belirli bir döneminde şehrin ritmi biraz farklılaşıyor: yaz aylarına girildiğinde, özellikle temmuz civarında, sahil kesiminde yaşayan pek çok aile geleneksel olarak yaylaya çıkıyor. Aybastı'daki Perşembe Yaylası bu göçün en bilinen adreslerinden biri; yüzyıllardır süren bir panayır ve şenlik kültürü etrafında şekillenmiş bu yayla çıkışı, yerel halk için neredeyse takvime bağlı bir alışkanlık. Öğrenci takvimiyle tam örtüşmese de, yazın Ordu'da kalanlar için şehrin biraz seyrelmesini, sosyal hayatın bir kısmının yaylalara taşmasını hissetmek mümkün. Hafta sonu bir yayla gezisi, buradaki öğrencilerin çoğunun bir noktada deneyimlediği bir şey.
Ordu'nun kendine özgü bir tarafı da denizle dağın aynı günün içine sığabilmesi. Kabadüz'deki Çambaşı Yaylası'nda kış aylarında kayak yapılabiliyor olması, şehirde yaşayan biri için "deniz kenarında yaşıyorum ama istersem kar da görebilirim" hissini gerçek kılıyor. Bu iki dünyanın birbirine bu kadar yakın olması gündelik yaşamın bir parçası hâline geliyor; illa sık gidilmese de bu ihtimalin varlığı şehrin yaşam tarzına bir çeşitlilik katıyor. Sahilde yürürken ya da kampüste ders arasında, arka planda beliren tepelerin kışın beyaza döndüğünü görmek, buradaki öğrencilerin alıştığı bir manzara.
Ulaşım ve şehir içi hareketlilik başka bir başlığın konusu, ama günlük yaşamın genel hissi şöyle özetlenebilir: Ordu, insanı yormayan ama sıkıcı da bırakmayan, küçük şehir rahatlığıyla şehir hayatının temel imkânlarını bir arada sunan bir yer. Sabah kampüse gitmek, öğlen merkezde vakit geçirmek, akşam sahilde yürümek — bunların hepsi aynı günün içine, uzun yollara girmeden sığabiliyor.
Yükleniyor...
