Mardin İlinde Kültür ve Sanat
Mardin'de kültürel hayat, büyük şehirlerdeki gibi sık sık konser, tiyatro ya da sinema gösterimi biçiminde işlemiyor; bu tarz etkinlikler seyrek. Ama şehrin kendisi zaten bir kültürel doku taşıyor, o yüzden "etkinlik yok" hissi burada biraz farklı çalışıyor. Eski şehirde yürürken karşılaşılan kemerli geçitler — yerel dilde "abbara" denen bu tünel gibi geçitler — sadece mimari bir ayrıntı değil, kentin kendine has bir imzası. Öyle ki 2010'da başlayan Mardin Bienali'nin ilk teması bile doğrudan buna gönderme yaparak "Abbara Kadabra" olarak seçilmiş; şehrin taş dokusu, sanatçılar için zaten bir ilham kaynağı.
Bienal, Mardin'in kültürel hayatındaki en belirgin ayırt edici unsur. 2010'dan beri düzenli aralıklarla tekrarlanıyor ve her seferinde şehri bir süreliğine çağdaş sanata açıyor. Sergiler tek bir salonda değil, kent müzesi, eski bir hamam, kahvehane, hatta Deyrülzafaran gibi tarihi mekânlarda kuruluyor; bienal dönemine denk gelirsen, ders çıkışı gezindiğin aynı sokaklarda birden bir sergiyle karşılaşabiliyorsun. Bu dönemlerde şehrin havası gerçekten değişiyor — farklı şehirlerden sanatçılar, ziyaretçiler geliyor, normalde sakin olan bazı mekânlar canlanıyor. Bienal döneminde sergileri gezmek bir bütçe kaygısı gerektirmiyor, bu da öğrenciler için ayrı bir rahatlık.
Mardin'in kültürel dokusunun bir parçası da müzelik değil, hâlâ yaşayan bir çeşitlilik. Deyrülzafaran gibi manastırlar geçmişte kalmış birer tarihi eser değil, hâlâ ibadetin sürdüğü, Süryani cemaatinin var olduğu yerler. Bu, şehirde dolaşırken hissedilen bir şey: çarşıda, esnafla konuşurken ya da komşu masadaki sohbeti dinlerken Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Türkçenin iç içe geçtiği bir ortam var. Büyük şehirden gelen biri için bu alışılmadık ama öğretici bir deneyim oluyor; zamanla bu çok dilli, çok inançlı yapıyı şehrin sıradan bir parçası olarak görmeye başlıyorsun.
Burada bir noktayı netleştirmek gerekiyor: Mardin sık sık "UNESCO Dünya Mirası şehri" diye anılsa da, kentin kültürel peyzajı aslında UNESCO'nun geçici listesinde yer alıyor, tam listeye henüz girmiş değil. Yakın zamanda bazı kilise ve manastırlar da bu geçici listeye eklendi. Şehir gerçekten uluslararası bir mirasa sahip ve bu adaylık süreci hâlâ gündemde, ama "resmî UNESCO şehri" beklentisiyle gelmemek gerekiyor — durum daha çok "aday" statüsünde.
Üniversitenin kendi etkinlik takvimi bölümden bölüme, döneme göre değişen bir şey, bu yüzden net bir izlenim vermek zor. Ama şehrin sunduğu kültürel malzeme, konser ya da tiyatro eksikliğini bir şekilde dengeliyor: tarihi medreseler, günbatımı terasları, eski çarşı ve bienal döneminin getirdiği hareketlilik, sosyal hayatın büyük bir kısmını oluşturuyor. Büyük şehirden gelen biri için haftalık sinema ya da konser alışkanlığını burada aynı sıklıkla sürdürmek kolay değil; ama tarihi dokuyla iç içe yaşamak farklı bir kültürel doygunluk sağlıyor.
Yükleniyor...
