Kütahya İlinde Öğrenci Olmak
Kütahya'da öğrenci olmak, günün büyük kısmının kampüste geçmesi demek. Evliya Çelebi Yerleşkesi şehir merkezinden ayrı, kendi başına küçük bir dünya gibi kurulmuş; kemerli taç kapısından girip fakülteler, kütüphane ve Bedesten arasında geçen bir gün, sosyal hayatın da büyük kısmının orada geçmesi anlamına geliyor. Ders arasında arkadaşlarla Bedesten'de oturmak, öğle arasında kütüphanede buluşmak buradaki günlük ritmin doğal bir parçası.
Şehirde iki devlet üniversitesi olması ve bu ikisinin bazı yerleşkeleri paylaşması, ilk geldiğinde biraz kafa karıştırabiliyor. Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi'nin kendi Germiyan Yerleşkesi'nin yanında Evliya Çelebi Yerleşkesi'nde de binaları bulunuyor; bu yüzden ilk haftalarda "ben hangi kampüse gidiyorum, hangi bina kime ait" sorusuyla biraz uğraşılıyor. Zamanla hangi fakültenin nerede olduğu, hangi binanın DPÜ'ye hangisinin KSBÜ'ye ait olduğu netleşiyor ama yeni gelen biri için bu ayrımı ilk günlerde tam oturtmak kolay değil.
Arkadaşlık kurma tarafında, vaktin büyük kısmı genelde bölüm arkadaşlarıyla ya da aynı yurtta kalanlarla paylaşılıyor; kampüsün merkeze göre biraz uzakta olması, sosyal hayatın büyük kısmının da kampüs içinde ya da kampüs çıkışında oluşmasına yol açıyor. Ders sonrası servise binip merkeze inmek, orada bir şeyler içip yurda dönmek haftalık düzenin bir parçası. Hafta sonları ise bir kısmı merkezde vakit geçiriyor, bir kısmı da memleketine ya da yakın bir şehre gidip dönüyor — bu da şehrin ölçeğiyle ilgili, ayrı bir başlığın konusu.
Kampüs hayatının kendisi büyük şehirlerdeki kalabalık ve dağınık üniversite deneyiminden farklı; herkesin birbirini tanıdığı, aynı yüzlerin sürekli karşılaşıldığı bir düzen var. Bu, bazıları için rahatlatıcı bir şey — kaybolma hissi az, kampüs içinde kendini bulmak kolay. Sıradan bir gün, sabah kampüse gitmek, dersler, öğleden sonra kütüphanede ya da Bedesten'de vakit geçirmek, akşam servisle dönmekten oluşuyor; bu düzenin tekrar eden, sakin bir karakteri var.
Yükleniyor...
