İzmir İlinin İklimi
İzmir'e ilk sonbaharda gelenler genelde eylülün hâlâ yaz gibi geçtiğini görüp şaşırıyor. Ders kayıtları, oryantasyon haftası, ilk kampüs günleri — bunların hepsi güneşin hâlâ tepede olduğu, gölge arayan bir havada geçiyor. Kışlık kıyafetle valiz hazırlayanlar ilk haftalarda dolabın çoğunu kullanmadığını fark ediyor; tişört, ince gömlek, güneş gözlüğü ilk aylarda asıl ihtiyaç olan şeyler. Yaz burada uzun sürüyor, sıcaklık günlerce otuz derece civarında seyredebiliyor, bu yüzden eylül-ekimde kampüse gidip gelirken terlemeden bir gün geçirmek pek mümkün olmuyor.
Kış ise beklenenden ılık geçiyor — kar, don gibi şeyler neredeyse hiç gündeme gelmiyor. Ama ılık demek kurak demek değil; asıl fark eden şey yağış. Ekim ortasından mayısa kadar yağmur şehrin gündelik ritmine giriyor, özellikle aralık-ocak-şubat aylarında art arda yağışlı günler görülebiliyor. Bu dönemde şemsiyesiz kampüse gitmek riskli oluyor, su geçirmez ayakkabı ya da bot kışın dolapta vazgeçilmez bir parça hâline geliyor. Kalın mont şart değil ama yağmurluk, hafif su geçirmez bir mont gerçekten işe yarıyor.
Yazın sıcaklık bunaltıcı hale gelmeden önce genelde bir şey devreye giriyor: denizden esen meltem, buradakilerin "imbat" diye andığı rüzgâr. Öğleden sonra bu esinti başladığında sıcak biraz kırılıyor, akşamüstü dışarıda oturmak birden katlanılır hale geliyor. Bu yüzden yazın en keyifli saatleri genelde akşama doğru — gündüz güneşten kaçıp akşamüstü dışarıda vakit geçirmek şehrin doğal ritmi hâline geliyor.
Akademik takvim açısından hava durumu ulaşımı ciddi anlamda aksatan bir şey değil; kar tatili gibi bir kaygı yok, donan yollar yok. Asıl zorluk yağışlı kış günlerinde ıslanmadan kampüse ulaşmak, bir de yazın öğle saatlerinde güneşin altında fazla yürümemeye çalışmak. Bahar ayları genellikle en dengeli dönem sayılıyor — ne kışın yağmuru ne yazın bunaltıcı sıcağı var, mart sonundan mayısa kadar olan zaman dışarıda ders çalışmak, arkadaşlarla buluşmak için en rahat dönem oluyor.
Yükleniyor...
