Bitlis İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Bitlis'e ilk gelenlerin kulağına şehir hakkında en önce çarpan şey bir coğrafya bilgisi değil, bir uyarı oluyor: "Orası Türkiye'nin en çok kar yağan yeri." Bunu duyunca çoğu kişi abartı sanıyor. Kışın gerçekten şehre gidince bu sözün abartı olmadığını anlıyorsun. Kar, buraya "hava durumu" olarak değil, şehrin kendisini tanımlayan bir gerçeklik olarak geliyor. İlk kar yağışında bunun farkına varmak, Bitlis'le ilgili ilk gerçek "aha" anı oluyor.
Şehre otobüsle ya da uçaktan sonra karayoluyla gelirken, dağların arasından geçerken bir süre "acaba nereye gidiyorum" hissine kapılıyorsun. Uçakla gelmek istesen bile şehrin kendi havalimanı yok; bu yüzden Van veya Muş üzerinden gelip son bölümü karayoluyla tamamlaman gerekiyor. Bu, ilk gelişte kafada oluşan "izole bir yere gidiyorum" hissini güçlendiriyor. Ama yol bitip şehre girdiğinde bu hissin yerini başka bir şey alıyor.
Çünkü Bitlis, beklenen düz ova ya da geniş şehir görüntüsünü vermiyor. Dar bir vadinin içine, yamaçlara yaslanmış taş evlerin ve tepesindeki kalenin göze çarptığı bir kent çıkıyor karşına. İlk bakışta şehir küçük ve sıkışık görünüyor; ama bu sıkışıklık aynı zamanda bir yön hissi de veriyor. Yolun bir ucundan öbür ucuna nereden gidileceğini anlamak, büyük bir şehre göre çok daha kolay oluyor. Kale, ilk günlerde bir referans noktası hâline geliyor: "kalenin altındayım" ya da "kaleye doğru çıkıyorum" gibi cümleler, şehirde yön bulmanın doğal bir parçası oluyor.
İlk haftalarda şehrin sessizliği seni şaşırtabiliyor. Büyük şehirlerden geldiysen bu sessizlik önce biraz ürkütücü, sonra alışıldıkça rahatlatıcı bir şey olarak hissediliyor. Yerel halkın öğrenciye bakışı genelde mesafeli değil, meraklı ve sıcak oluyor; küçük esnafla birkaç kez selamlaşınca tanınmaya başlamak, buraya gelen çoğu öğrencinin anlattığı bir şey.
Şehri ilk günlerde en çok tanımlayan kelime "sakin" ya da "dar" olabilir; ama zamanla bu kelime "korunaklı" ya da "tanıdık" hissine dönüşüyor. Vadinin içinde olmak, ilk günlerde bir kapanmışlık gibi hissettirse de kısa sürede şehri kolay öğrenmenin, kolay yön bulmanın bir avantajına dönüşüyor. İlk izlenim genelde birkaç hafta içinde yumuşuyor; şehir başta ürkütücü değil ama biraz uzak görünüyor, sonra tanıdık bir güzergâha dönüşüyor.
Yükleniyor...
