Balıkesir İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Otobüsten indiğinde ilk aklına gelen "deniz nerede" oluyor. Balıkesir'i duyunca çoğu kişi kafasında sahil şeridi, martı sesi, tuzlu bir hava canlandırıyor. Oysa merkeze ilk adım attığında karşına çıkan manzara düz bir ova ve onun üstüne kurulmuş bir kent. Deniz yok. Ne bir liman kokusu, ne bir vapur sesi. Bu, gelenlerin çoğunun ilk şaşırdığı şey oluyor: Balıkesir'de okumak, sahilde okumak demek değilmiş meğer.
Bu ilk şaşkınlık genelde bir soruşturmaya dönüşüyor. Harita açılıyor, "peki deniz nerede o zaman" diye bakılıyor ve cevap ilginç çıkıyor: bir yönde değil, iki ayrı yönde iki ayrı deniz var. Kuzeye gidersen Marmara'ya çıkıyorsun, batıya gidersen Ege'ye. Yani şehir tek bir sahil kentine değil, iki farklı deniz kültürüne aynı anda bağlı. Bu bilgi ilk haftalarda biraz kafa karıştırıcı geliyor ama sonra şehri anlamanın anahtarlarından biri oluyor: Balıkesir'i "sahil kenti" diye tek bir çekmeceye koymak mümkün değil, çünkü kendisi zaten öyle davranmıyor.
Merkezde gezinirken dikkat çeken bir başka şey de şehrin kendini nasıl tanımladığı. Meydan adları, cadde isimleri, üniversitenin bazı yapı adları bir şeyi sürekli hatırlatıyor gibi: burası Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir yer olmuş. Kuvâ-yi Milliye vurgusu öyle sıradan bir tabela değil, şehrin kimliğinin bir parçası. İlk günlerde bunun farkına varmayabiliyorsun ama zamanla, özellikle eylül ayında kentteki bir hareketlilik, bir anma havası hissedilince, buranın kendini nasıl gördüğünü anlıyorsun. Bu turistik bir süs değil; şehrin hafızasında gerçekten yer tutan bir şey.
Bir de Kazdağları meselesi var. Çoğu kişi bu dağı Çanakkale'ye ait sanarak geliyor, çünkü isim oradan daha çok duyulmuş. Ama buraya yerleştikten sonra öğreniyorsun ki dağın önemli bir kısmı, hatta millî park statüsündeki alan, Balıkesir'in Edremit tarafında. Küçük bir düzeltme gibi görünse de aslında şehri tanımaya başladığının bir işareti. İlk hafta "aa demek burasıymış" dediğin birkaç şey oluyor, bu da onlardan biri.
İlk izlenim genelde sakin ve biraz "beklenenden farklı" oluyor. Ne İstanbul'un kalabalığı var, ne de hayal edilen bir tatil kasabası havası. Ortada, kendi ritmini yaşayan, denizsiz ama iki denize açılan bir ova kenti duruyor. Bu farkı ilk günlerde biraz şaşırtıcı bulsan da, zamanla şehrin bu "beklenmedik" tarafının aslında onu daha ilginç kıldığını fark ediyorsun.
Yükleniyor...
