Bakü İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Uçaktan indiğinde ilk birkaç dakika kafanı biraz karıştırabilir: "başkent" deyince aklında bir tepe, bir yükseklik hissi varsa, Bakü onu tersine çeviriyor — şehir aslında deniz seviyesinin altında kurulu, bunu bilerek gelmeyen biri bunu sonradan fark ediyor, ilk anda sadece hava basıncının ya da ışığın biraz farklı geldiğini düşünüyor. Havalimanından merkeze doğru ilerlerken asıl hemen hissedilen şey manzara değil, rüzgâr; kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan o sert esinti şehrin lakabının neden "Rüzgârlar Şehri" olduğunu ilk günden anlatıyor, valizini taşırken bile bir dirençle karşılaştığını fark ediyorsun.
İlk birkaç gün genelde merkeze, oradan da kaçınılmaz olarak İçerişehir'e doğru çekiyor insanı. Dar sokakları, taş dokusu ve içinde hâlâ gündelik hayatın sürdüğü bu bölge, yeni gelen öğrencinin "işte burası Bakü" dediği ilk sahne oluyor — turistik bir köşe değil, insanların gerçekten yaşadığı bir çekirdek olduğunu görünce şehri biraz daha güvenilir buluyorsun. Oradan bulvara ya da modern binalara doğru yürüdüğünde ise tam tersi bir görüntüyle karşılaşıyorsun: eski taş duvarların hemen ardından yükselen cam-çelik silüetler, aynı kareye sığan iki farklı zaman. İlk hafta içinde insanı en çok şaşırtan da bu keskin geçiş oluyor — bir sokakta yüzyıllar öncesinde, bir sonrakinde bambaşka bir çağda gibi hissediyorsun.
Metroya ilk bindiğinde ise şehrin göründüğünden daha oturmuş bir altyapısı olduğunu fark ediyorsun; yaşı epey eski olan bu ağ, ilk izlenimde "gelişmemiş" ya da "kurulmakta olan" bir şehir beklentisini kırıyor. İlk haftalarda bu genelde bir rahatlama olarak anlatılıyor — şehir, ilk bakışta korktuğun kadar tanıdık olmayan ama kaosa da yakın olmayan, kendi düzenine oturmuş bir yer izlenimi bırakıyor.
İlk günlerin genel havası çoğu zaman "beklenenden farklı ama itici değil" cümlesiyle özetlenebilir. Şehir seni hemen kucaklamıyor, ama seni ürkütmüyor da; biraz mesafeli, biraz rüzgârlı, ama düzenli bir ilk temas sunuyor. İlk hafta sonunda akılda kalan tek kelimeyi seçmek gerekirse, bu kelime muhtemelen "rüzgârlı" ya da "katmanlı" oluyor — şehir kendini bir defada değil, üst üste binen parçalar hâlinde gösteriyor ve zamanla bu parçaların birbirine nasıl oturduğunu anlamaya başlıyorsun.
Yükleniyor...
