Kilis İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Kilis'e ilk gelen bir öğrenciyi en çok şaşırtan şey genelde şehrin sesi oluyor — ya da sessizliği. Büyük bir yere alışkınsan, ilk günler "burada akşam ne yapılıyor" sorusunu kendine çok soruyorsun. Cevabı yavaş yavaş buluyorsun: burada hayat büyükşehir temposunda akmıyor, günün ritmi sabah erken başlayıp öğleden sonra yavaşlayan, akşam da erkenden sakinleşen bir çizgide ilerliyor. Trafik neredeyse dert değil, bir yerden bir yere gitmek uzun planlama gerektirmiyor, bu da günü daha az yorgunlukla bitirmek anlamına geliyor.
Merkez, günün belli saatlerinde gerçekten canlanıyor — özellikle sabah ve öğle saatlerinde çarşı, pazar hareketleniyor, esnaf kapı önünde, insanlar birbirini tanıyormuş gibi selamlaşıyor. Öğrenciler bu sahneye ilk başta yabancı, birkaç ay içinde ise bu sahnenin bir parçası oluyor; markete gitmek, ekmek almak, kırtasiyeye uğramak gibi günlük işler uzun sürmüyor, çünkü şehir küçük ölçekli olduğu için her şey birbirine yakın. Bu da günlük hayatın pratik tarafında zaman kazandırıyor — ihtiyaçlar için saatlerce dolaşmak, kalabalıkla boğuşmak gibi bir dert yok.
Akşamlar ve hafta sonları için beklenti gerçekçi tutulmalı: büyük şehirlerdeki gibi her akşam farklı bir mekân, farklı bir etkinlik seçeneği yok. Buna karşılık çay bahçeleri, birkaç kafe ve arkadaş gruplarının toplandığı sabit noktalar var; sosyal hayat daha çok tanıdık yüzlerle, küçük gruplar halinde, tekrar eden ama rahat bir düzende ilerliyor. Bu bazı öğrenciler için sıkıcı gelebiliyor, bazıları içinse tam aradığı sakinlik oluyor — ders çalışmaya, kafayı toplamaya elverişli bir ortam sunuyor.
Şehrin eski mahallelerinde yürürken bu sakinliğin bir başka yüzü daha hissediliyor. Kilis'in taş evleri, dar sokakları ve avlulu yapısı, günlük hayatın kendi içine kapanan, sokaktan çok avluya dönük bir mekân anlayışına sahip olduğunu gösteriyor — buradaki evler kışın sıcak, yazın serin tutan bu taş dokuyla inşa edilmiş, yaşam alanı çoğunlukla dışa değil içeriye, avluya açılıyor. Bunun pratik bir sonucu var: şehir dışarıdan bakınca sakin ve az hareketli görünse de, gerçek yaşam çoğu zaman görünmeyen avlularda, iç sokaklarda, küçük ev toplantılarında sürüyor. Şehrin ilk bakışta "boş" hissettirebilecek atmosferinin aslında kendi içinde bir sosyal doku taşıdığını anlamak için biraz zaman gerekiyor.
Günlük ihtiyaçlar tarafında büyük bir sıkıntıdan söz etmek zor — eczane, market, kırtasiye, berber gibi temel işler kolayca hallediliyor, uzun kuyruklar ya da mesafe sorunu yaşanmıyor. Ama seçenek çeşitliliği isteyen, farklı markalar arasında gezinmeyi seven biri için şehir sınırlı kalabilir; burada alışkanlık, "en iyisini bulmak" yerine "işini gören yeri bulup oraya devam etmek" üzerine kuruluyor. Bu da zamanla bir tür rahatlık haline geliyor — esnafla tanışıklık kurmak, aynı yerlere gitmek, şehrin küçüklüğünü dert değil kolaylık olarak görmeye başlamak, buraya gelenlerin birkaç ay içinde geçtiği bir aşama.
Yükleniyor...
