Kilis İlinde Kültür ve Sanat
Kilis'te kültürel hayatın omurgası büyük konser salonlarından ya da art-house sinemalardan değil, şehrin kendi tarihinden geliyor. Kilis 7 Aralık Üniversitesi bünyesinde açılan Alaeddin Yavaşça Devlet Konservatuvarı bunun en somut örneği — şehrin yetiştirdiği bu müzisyen-doktorun adı hem üniversitede hem şehirdeki kültür merkezinde yaşıyor, müzikle ya da Türk sanat müziğiyle ilgilenen biri için burada gerçek bir akademik-sanatsal zemin var. Aynı isim üzerinden şehrin müze evi de ziyaret edilebilir bir nokta; büyükşehirlerdeki "her hafta başka bir sanatçı konseri" temposunu beklemeden, yerelin kendi figürüyle tanışmak isteyenler için bir katkı bu.
Şehrin görsel-mimari dokusu da kültürel hayatın bir parçası sayılabilir. Merkezdeki dar sokaklara açılan taş evler arasında yürümek, ilk aylarda edinilen bir alışkanlık haline geliyor. Buradaki evlerin "havuş" denen avlulara dönük yaşaması, taş ve "left" denen yerel yapı taşıyla örülmüş cepheler — bu sözcükleri ilk kez burada öğreniyorsun, bir süre sonra sokakta yürürken hangi evin eski hangi evin yeni olduğunu ayırt etmeye başlıyorsun. Bu, planlı bir "kültürel aktivite" değil, şehirle kurulan sessiz bir alışkanlık; ders arası ya da hafta sonu amaçsızca dolaşırken karşına çıkan bir doku.
Coğrafi işaretli ürünler de -Kilis Yorganı başta gelmek üzere- şehrin kültürel kimliğinin bir parçası olarak göze çarpıyor; bu üretim şehir dışına da tanıtılan bir el sanatı mirası ve merkezde küçük atölye-dükkan tipi yerlerde görülebiliyor. Kilis Müzesi'nin tarihî Sabunhane binasında olması, ziyaret edenlere hem bir koleksiyon hem bir mekân deneyimi sunuyor — burayı bir kere gezip geçenler de olsa, şehrin tarihine dair ilk somut izlenim genelde buradan alınıyor.
Büyükşehirden gelen bir öğrenci için burada dürüst olmak gerekiyor: düzenli konser takvimi, sinema vizyonu, tiyatro sezonu ya da festival programı beklentisiyle gelen biri eksik hissedebilir. Kültürel hayat burada "gidilecek etkinlik" mantığından çok, şehrin kendi tarihiyle ve dokusuyla iç içe geçmiş, daha sakin ve daha az planlı bir şekilde yaşanıyor. Bu, kişiden kişiye değişen bir denge — bazıları bunu bir boşluk olarak hissediyor, bazıları ise şehrin taş sokaklarında yürümeyi ya da konservatuvarın açtığı müzik ortamını yeterli buluyor.
Yükleniyor...
