Isparta İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Isparta'ya ilk gelen öğrencinin kafasında genelde hazır bir resim vardır: Akdeniz'de bir şehir, dolayısıyla ilk günlerde bir yerlerde deniz kokusu, ılık bir hava beklentisi olur. Ama otobüsten indiği an bu beklenti hemen düzelir — şehir yükseklerde, denizden oldukça uzakta bir yayla havasında karşılar insanı. Yaz aylarında bile akşamları hafif bir serinlik hissedilir, kışın ise bu farkın çok daha keskin yaşandığı ilk aylarda kolayca anlaşılır. Sahil şehirlerinden ya da daha ılıman illerden gelenler için bu, ilk haftaların en somut şaşırma anı oluyor; valiz hazırlarken düşünülenle gerçek arasında bir fark var.
Bir diğer yaygın karışıklık, şehre gelmeden önce internette yapılan araştırmalarda ortaya çıkıyor. Göller Yöresi denince akla gelen turkuaz sular, meşhur krater gölü manzaraları çoğu zaman Isparta'yla değil komşu Burdur'la ilgili oluyor; havalimanının iki il arasında ortada bir yerde durması da bu karışıklığı kolaylaştırıyor. Buraya gelen öğrenciler bir süre sonra bunun ayrımını netleştiriyor: aradıkları o meşhur göl manzarası başka bir ilin hikâyesi, Isparta'nın kendi gölü Eğirdir ise şehir merkezinden ayrı bir ilçede, kendi ritmiyle duruyor. Şehir merkezinde yaşarken günlük hayatın içine giren su ise daha küçük ölçekli bir krater gölü — hafta sonu bir kaçamak için tercih edilen, merkeze yakın ama kıyısında yaşanmayan bir yer olarak akılda kalıyor.
Yaz ortasına doğru şehrin çevresinde beliren mor tarlalar da ilk gelenlerin dikkatini çekiyor; bazıları bunu yine o tanıdık turkuaz göl imgesiyle karıştırıp başka bir yerin hikâyesi sanıyor, ama kısa sürede bunun Isparta'ya ait, kendine has bir manzara olduğunu öğreniyor. Şehrin biraz dışında, belirli bir mevsimde ortaya çıkan bu renk, sonradan gelenlerin de "bunu görmeden dönmeyelim" dediği bir ayrıntıya dönüşüyor.
Kışın şehrin çevresindeki tepelerde beliren kar ve buraya bağlı kayak alanı da ilk izlenimin bir parçası. Bir tarafta şehrin sakin, ağır ritmi, diğer tarafta arabayla kısa bir mesafede ulaşılabilen, aşağıda gölü gören bir kayak manzarası — bu tezat, "burası hem sakin hem de biraz hareketli olabilirmiş" hissini erken dönemde veriyor.
Genel atmosfere gelince, ilk haftalarda şehir gürültüsüz, tempo olarak yavaş, biraz da mesafeli ama zamanla alışılan bir yer olarak hafızada yer ediyor. Büyük şehirden gelenler ilk günlerde bu sessizliği fazla bulabiliyor, ama birkaç hafta içinde bu sakinliğin aslında güven verici bir tarafı olduğunu düşünenler çoğunlukta. İlk izlenim zamanla keskinliğini kaybediyor; ilk şaşkınlık yerini alışkanlığa bırakıyor ve şehir artık "yayla havası, sakin sokaklar, biraz da uzak ama kendine has" bir yer olarak akılda kalıyor.
Yükleniyor...
