Isparta İlinin İklimi
Isparta'ya ilk gelenlerin çoğunu şaşırtan şey, Akdeniz ili yazan bir ilde denizden eser olmaması oluyor. Burası kıyı değil, yayla; şehir yaklaşık bin metre rakımda kurulu olduğu için hava İzmir'den veya Antalya'dan gelenlerin alışık olduğu ılık kıştan epey uzak. Kışın sohbetlerin çoğu havadan açılır çünkü konuşacak bir şey vardır: kar sık ve bazen yoğun yağar, sokaklar beyaza bürünür, sabah erken derse gidenler yolun kayganlığına göre ayakkabı seçmeyi öğrenir. Kalın mont, bot ve atkı-bere burada dekor değil, gerçek ihtiyaç; ilk kışını burada geçiren öğrencilerin çoğu "bu kadarını beklemiyordum" diyor. Yazlar ise tam tersi bir karaktere bürünüyor — sıcak ama kuru, nemin ağırlığı yok, akşamları serinliyor. Yani gündüz tişörtle gezilen bir günün akşamında ince bir hırkaya ihtiyaç duyulması burada sıradan.
Yıl boyunca hava sadece sıcaklıkla değil, şehrin kokusuyla da kendini belli ediyor. Mayıs ayına girildiğinde birkaç hafta boyunca havada gül kokusu duyulur; bu dönem kısa ve yoğun bir hasat penceresidir, ilk baharını burada geçiren biri bu kokunun her yerde olduğunu fark eder. Haziran sonuyla temmuz arasında ise şehrin biraz dışına çıkanlar mor bir manzarayla karşılaşır; Kuyucak yönünde tarlalar bu haftalarda çiçek açar ve hafta sonu planları bu döneme denk gelirse renk bambaşka olur. Sonbahara doğru bu sefer elma hasadı başlar, havalar serinlemeye başladığı günlere denk gelir ve şehir bu mevsimde başka bir telaşla dolar. Yani buradaki yıl, takvimden çok bu doğal döngülerle hatırlanıyor — biri "gül zamanıydı" ya da "elma vaktiydi" dediğinde herkes hangi ayı kastettiğini anlıyor.
Kışın soğuk gitmesi kampüse gidiş gelişi de etkiliyor; kar yağdığı günlerde yollar zorlaşabiliyor, sabah erken çıkmak gerekebiliyor. Ama bu aynı soğuğun bir de iyi tarafı var: kar kalıcı ve bol olduğu için şehrin biraz dışına çıkanlar için kayak sezonu aralık ayından itibaren başlıyor ve baharın ortasına kadar sürüyor — hafta sonu için bambaşka bir seçenek anlamına geliyor. Dışarıda vakit geçirmek için en keyifli dönem ise ilkbaharın sonuyla yazın başı arası; hava ısınmış ama henüz ağırlaşmamış oluyor, güllerin kokusu şehri sardığı için yürüyüşe çıkmak bu haftalarda ayrı bir tat kazanıyor. Sonbahar da benzer şekilde yumuşak geçiyor, asıl zorlanılan dönem kışın ortası — o zaman şehir kendi içine çekiliyor, dışarıda kalmak yerine kapalı mekânlar tercih ediliyor.
Yükleniyor...
