Iğdır İlinde Yaşantı, Gelenek ve Görenekler
Iğdır'da gündelik ritim, büyük şehirlerin alıştırdığı o sürekli hareketten oldukça farklı işliyor. Şehir merkezi küçük olduğu için hayat da o ölçekte akıyor: sabah erken kalkıp bir yere yetişme telaşı var ama şehrin kendisi seni koşturmuyor, çünkü gidilecek yerler zaten birbirine yakın. Bir süre sonra şunu fark ediyorsun: vaktin çoğu ya kampüste ya da merkezdeki birkaç caddede geçiyor, ve bu ilk başta "peki başka ne var?" sorusunu getirebiliyor.
Merkez gündüz saatlerinde oldukça hareketli — esnaf açık, çay ocakları dolu, öğrenciler ders arası ya da ders çıkışı bir yerlerde oturuyor. Ama akşam ilerledikçe şehir hızla sakinleşiyor; büyük şehirdeki gibi gece geç saatlere kadar süren bir cadde hayatı beklenmemeli. Hafta içi akşamları ya yurtta/evde vakit geçirilir ya da arkadaşlarla merkezdeki birkaç kafeden birinde buluşulur. Hafta sonları da benzer bir örüntü izliyor: seçenek sayısı sınırlı olduğu için sosyal hayat çoğunlukla aynı birkaç mekân ve aynı arkadaş çevresi etrafında şekilleniyor. Bu bir yandan tanıdıklık hissi yaratıyor — bir süre sonra çarşıda tanımadığın yüz kalmıyor gibi hissedebiliyorsun — ama öte yandan "bugün canım sıkıldı, farklı bir şeyler yapayım" dediğinde seçenek havuzunun hızla tükendiğini de görüyorsun.
Günlük ihtiyaçlar tarafında şehir kolaylık sağlıyor: market, eczane, kırtasiye, berber gibi temel ihtiyaçlar merkeze çok uzak olmadığı için hızlıca hallediliyor, uzun kuyruklar ya da şehrin öbür ucuna gitme zorunluluğu genelde yok. Bu, küçük ölçekli olmanın öğrenciye kazandırdığı pratik bir rahatlık — işini bitirip kısa sürede geri dönebiliyorsun.
Kültürel-sosyal altyapı açısından şehrin sunduğu çeşitlilik sınırlı; sinema, tiyatro gibi büyük şehirlerde alışılmış kurumsal seçenekler gündelik plana giren şeyler değil, bu yüzden sosyal hayat büyük ölçüde üniversite çevresi ve çarşı ekseninde şekilleniyor. Yani buradaki sosyal yaşamı ne kadar dolu geçireceğin biraz da kendi çabana ve arkadaş çevrenle kurduğun ritme bağlı — şehir sana hazır bir sosyal hayat sunmuyor, sen onu kendi çevrende inşa ediyorsun.
Iğdır'da geçen bir gün, sabahın sakinliğiyle başlayıp günün ortasında merkezde kısa bir hareketlilik yaşayıp akşamın erken sakinliğine dönen bir ritim izliyor. Büyük şehrin sürekli uyaranına alışmış biri için bu yavaşlık ilk başta fazla durgun gelebilir; ama bir süre sonra bu sakinliğin kendine has bir rahatlığı olduğunu, günün her anını bir yere yetişerek geçirmemenin de bir tür avantaj taşıdığını fark ediyorsun.
Yükleniyor...
