Iğdır İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Iğdır'a ilk gelen biri kafasında hazır bir resimle geliyor genelde: Doğu Anadolu deyince kar, soğuk, taş gibi sert bir kış. Otobüsten ya da uçaktan indiğinde o resmin tutmadığını fark ediyor insan — çünkü karşılayan şey dümdüz, geniş, açık bir ova; yaz aylarında hava sıcak, hatta bunaltıcı olabiliyor. Kars'a, Ağrı'ya gideceğini sanıp da Iğdır'a gelen biri gibi hissediyorsun ilk günlerde; zihnindeki "yüksek, soğuk plato" beklentisiyle gördüğün alçak, sıcak ova arasındaki fark, şehri tanımaya başladığın ilk şey oluyor. Bu ters köşe, anlatılan ortak bir ilk izlenim — beklediğin değil, gördüğün şehre uyum sağlamakla başlıyor iş.
İkinci şey, ufkun her yerinde duran o dağ. Ağrı Dağı, şehrin neresinden bakarsan bak orada; sabah kampüse giderken, akşam yurda dönerken, çarşıda yürürken hep arka planda duruyor. Ama gidilecek, tırmanılacak bir yer olarak değil — sadece her gün görülen, günün farklı saatlerinde rengi değişen, bir süre sonra fark bile etmeden bakılan devasa bir manzara olarak giriyor hayatına. İlk haftalarda fotoğrafını çekersin, birkaç ay sonra sadece "bugün bulutluymuş" diye bakarsın.
Sokakta kulağına çarpan konuşmalar da farklı bir doku katıyor ilk izlenime. Iğdır'da günlük hayatın içinde Azeri lehçesi ve Kürtçe sıkça duyuluyor; ilk günlerde bu farklı ses ve ritme biraz yabancılık hissedilse de kulak kısa sürede alışıyor. Bu, şehri tek düze bir "Anadolu kasabası" hissinden çıkarıp kendine has bir doku katan bir ayrıntı — ama alışma süreci kişiden kişiye değişebiliyor, bazıları bunu hemen sıcak buluyor, bazılarının kulağı biraz zaman istiyor.
İlk hafta genellikle bir şaşkınlık, bir de yerleşme çabası aynı anda yaşanıyor: beklenenin dışında bir iklimle, alışılmadık bir ova manzarasıyla ve farklı bir konuşma diliyle karşılaşıyorsun. Ama bu şaşırtıcı ilk izlenim zamanla tuhaflığını kaybediyor, yerini bir tür alışkanlığa bırakıyor — birkaç hafta sonra artık dağı da, ovayı da, sokaktaki lehçeyi de şehrin doğal bir parçası gibi görmeye başlıyorsun. Iğdır'ı en çok tanımlayan kelimeyi sorsan çoğu öğrenci muhtemelen "şaşırtıcı" ya da "beklenmedik" der — çünkü şehir, adının çağrıştırdığı klişeyle hiç örtüşmeyen bir yer.
Yükleniyor...
