Iğdır İlinde Üniversite Okunur mu?
Iğdır'ı tercih listesine yazmadan önce kendine dürüstçe sorman gereken bir şey var: dört yılını küçük ölçekli, sakin ve biraz da tek başına ilerlemen gereken bir şehirde geçirmeye hazır mısın? Bu soruya "evet" diyebilenler için Iğdır aslında göründüğünden daha mantıklı bir tercih olabiliyor.
Iğdır Üniversitesi'nin hikâyesi buraya gelen öğrencinin de hikâyesini biraz belirliyor. Kafkas Üniversitesi'ne bağlı bir meslek yüksekokulu ve ziraat fakültesinden doğup kendi başına bir üniversiteye dönüşmüş bir kurum burası — yani il gibi üniversite de "genç ve kendi yolunu çizen" bir kimlikle karşınıza çıkıyor. Bunun somut sonucu şu: Iğdır Üniversitesi kendini "katma değerli tarımsal ürünler" alanında ihtisas üniversitesi olarak tanımlamış durumda. Bu her bölüme aynı ölçüde dokunan bir şey değil ama şehrin kendisiyle — kayısısıyla, ovasıyla, tarımsal kimliğiyle — gerçek bir örtüşme kuran nadir üniversite-şehir eşleşmelerinden biri. Ziraat, tarım bilimleri, gıda ve ilişkili alanlarda okuyacak biri için bu sadece kâğıt üstünde bir slogan değil, çevresinde yaşayan bir laboratuvar bulmak anlamına geliyor. Bunun bir uzantısı da Aras Kuş Cenneti'ndeki halkalama çalışmaları: üniversitenin bu araştırma ağıyla kurduğu bağ, ilgili alanlarda okuyan öğrenciye kitapta kalmayan, sahada gördüğü bir bilim pratiği sunuyor. Bu tarz alanlara ilgisi olan biri için Iğdır'ın "küçüklüğü" aslında bir dezavantaj değil, konuya yakınlık anlamına geliyor.
Ama bu eşleşme her bölüm için geçerli değil. Sosyal bilimler, sanat, mühendislik dallarının bir kısmı ya da kariyer planı büyük şehir ağlarına, geniş sektörel çeşitliliğe dayanan biri için Iğdır Üniversitesi'nin sunduğu imkân seti daha sınırlı kalıyor. Burada okumak, "her şeyin olduğu" bir kampüs hayatı değil, "belirli şeylerin iyi olduğu" bir kampüs hayatı vaat ediyor.
Şehrin ölçeği de kararın parçası. Iğdır büyük bir şehrin kalabalığını, anonimliğini, saatlerce süren gündelik dolaşma imkânını sunmuyor; bunun yerine daha yavaş, daha görünür, insanların birbirini tanıdığı bir yaşam ritmi öne çıkıyor. Kalabalıktan uzakta, sakin bir ortamda odaklanarak okumak isteyen, ilk yıl sosyalleşmeyi çok kalabalık bir çevrede değil daha küçük ve yakın çevrelerde kurmaktan rahatsız olmayan biri için bu bir avantaja dönüşüyor. Ama büyük şehirden gelip orada bıraktığı hayatın bir benzerini burada da arayan biri için ilk yıl gerçek bir uyum çabası gerektirebilir.
Iğdır'ı güçlü kılan bir başka şey, şehrin kendine has, başka hiçbir yerde bulamayacağın bir karakteri olması. Üç ülkeyle sınır komşusu olmanın getirdiği kültürel doku, tarım temelli günlük yaşam, üniversitenin bu dokuyla kurduğu bağ — bunların hepsi burada geçirilen dört yılı sıradan bir "herhangi bir Anadolu şehri" deneyiminden ayırıyor. En büyük sınırlılık ise tam tersi yönde: sosyal ve kültürel altyapının, kariyer ağlarının, sektörel çeşitliliğin sınırlı kalması, mezuniyet sonrası bazı alanlarda büyük şehre taşınmayı neredeyse kaçınılmaz hâle getirebiliyor.
Sonuç olarak Iğdır, tarım ve ilişkili bilimlere gerçekten ilgi duyan, sakin bir ortamda odaklanarak okumaktan rahatsız olmayan ve dört yılı "her şeyin merkezi" değil "kendine özgü bir yer" olarak yaşamaya açık öğrenciler için isabetli bir tercih. Büyük şehir temposunu, geniş sosyal çeşitliliği veya çok yönlü kariyer ağlarını önceliğine koyan biri içinse burada geçireceği dört yıl, beklediğinden daha fazla sabır ve uyum gerektirebilir.
Yükleniyor...
