Hatay İlinde Öğrenci Olmak
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde okuyan bir öğrencinin günü, çoğu zaman şehirden önce kampüsle başlıyor. Tayfur Sökmen Kampüsü, Antakya'nın hemen içinde değil; şehrin dışında, kendi başına bir yerleşke gibi duruyor. Bu, günlük ritmi baştan belirleyen bir gerçek: sabah kalkıp beş dakikada merkeze inip ders bulmak gibi bir lüks yok, kampüse gidiş-geliş kendi başına bir rutin haline geliyor. Servis ya da toplu ulaşımla kampüse varmak, oradan derse, oradan yine aynı yoldan geri dönmek — günün bu üçgende geçiyor. İlk geldiğinde bunu biraz tuhaf bulup "neden şehrin içinde değil" diye soranlar az değil, ama bir-iki ay içinde bu mesafe alışılan bir şeye dönüşüyor.
Kampüsün şehirden bu kadar ayrı olması, kampüs içi hayatı da güçlendiriyor. Ders aralarında kampüste oturup vakit geçirmek, öğle yemeğini kampüs içinde bir yerde yemek, bölüm arkadaşlarıyla dersler arasında takılmak — bunlar zorunluluktan doğan ama zamanla sevilen alışkanlıklar. Kulüp faaliyetleri, fakülte etkinlikleri, bölüm toplulukları kampüsün kendi sosyal hayatını oluşturuyor; şehre her gün inmek pratik olmadığı için, arkadaşlıklar da genelde önce kampüste kurulup sonra şehre taşınıyor. Bazı fakültelerde akademik kadronun güçlü olduğu yönünde sık dile getirilen bir memnuniyet var — özellikle ziraat gibi bölümlerde bu genellikle övgüyle anlatılır, ama bu tür değerlendirmeler bölümden bölüme değişebiliyor, genel bir kural olarak almamak gerekir.
Arkadaş edinmek konusunda büyük bir zorluk yaşandığı söylenemez. Kampüsün kendi kapalı dünyası, farklı şehirlerden gelen öğrencileri hızlıca bir araya getiriyor; herkes benzer bir uyum sürecinden geçtiği için, ortak bir "yeni gelen" deneyimi paylaşılıyor. Yurtta ya da kampüs çevresinde kalanlar arasında gündelik selamlaşmalar çabuk arkadaşlığa dönüşebiliyor, çünkü zaten aynı servisi bekleyen, aynı yemekhanede oturan, aynı dersten çıkan insanlarsınız.
Burada önemli bir ayrımı netleştirmek gerekiyor: Hatay'da tek bir üniversite yok. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Antakya tarafında, İskenderun Teknik Üniversitesi ise ayrı bir kurum olarak İskenderun'da konumlanıyor. İkisi aynı şehirde değil, aynı kampüste değil, hatta artık aynı üniversite bile değiller — 2015'te ayrılmışlar. Yani hangi üniversiteye kayıt olduğuna göre günlük yaşamın geçtiği yer de, o yerin karakteri de değişiyor; Antakya tarafında okuyan biriyle İskenderun'da okuyan birinin gündelik rutini birbirinden oldukça farklı.
Hafta sonu ya da ders yükü hafif olduğunda şehre inmek ayrı bir plan gerektiriyor. Kampüsten merkeze gitmek günlük bir sıçrama değil, biraz niyet edilen bir çıkış; bu yüzden hafta içi kampüste, hafta sonu ya da akşamüstü merkezde vakit geçirme alışkanlığı ediniyorsun. Bu ritim ister istemez zaman yönetimini öğretiyor — kampüste kalıp ders çalışmak mı, şehre inip sosyalleşmek mi, ikisini aynı gün yapmak pek mümkün olmuyor çünkü gidiş-dönüş kendi başına zaman alıyor.
Son yıllarda kampüs hayatının kendi içinde de bir normalleşme süreci yaşandığını eklemek gerekir; bir dönem uzaktan, ardından kademeli olarak yüz yüze eğitime dönüldü. Bu geçiş dönemi kampüs hayatının ritmini bir süre değiştirmiş olsa da, öğrenci deneyiminin genel karakteri değişmedi: kampüs kendi başına bir yaşam alanı, şehirle ilişki ise bu alanın dışında, ayrıca kurulan bir bağ. Bu şehirde öğrenci olmak, biraz da bu iki dünya arasında —kampüsün kapalı, tanıdık ritmiyle şehrin daha geniş hayatı arasında— bir denge kurmayı öğrenmek demek.
Yükleniyor...
