Gazimağusa İlinde Kültür ve Sanat
Gazimağusa'da kültürel hayatın bel kemiği aslında üniversite. DAÜ kampüsünde Rauf Raif Denktaş Kültür ve Kongre Sarayı var, burada yıl içinde yerli ve yabancı tiyatro toplulukları sahne alıyor; ders programı uygun olduğunda bir akşam gidip oyun izlemek, büyük bir şehirdeki gibi onlarca sahne arasından seçim yapmadan, kampüsün içinde mümkün oluyor. Her yıl Mayıs ayında düzenlenen Bahar Festivali de kampüs takviminin sabit bir parçası; dönemin sonuna denk geldiği için hem bir soluklanma hem de yıl boyunca birbirini tanımış arkadaş gruplarının son kez bir arada olduğu bir hafta hâline geliyor.
Şehir tarafında da benzer bir işbirliği var: Gazimağusa Belediyesi ile DAÜ'nün birlikte düzenlediği Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali, kampüsten çıkıp şehirle temas etmenin bir yolu oluyor. Festival etkinliklerinin bir kısmı Suriçi'nin içinde, kale duvarlarının arasında yapılıyor — Lala Mustafa Paşa Camii'nin, Othello Kalesi'nin ve limana bakan sur hattının olduğu o bölge yaz aylarında sahne ya da açık hava etkinlik alanına dönüşüyor. Şehrin tarihi dokusu sadece gezilecek bir yer olarak kalmıyor, üzerinde etkinlik yaşanan bir zemine de dönüşebiliyor.
Suriçi'nin bir başka katmanı edebiyat tarafında. Namık Kemal sürgün yıllarını burada geçirmiş, kaldığı zindan bugün müze olarak ziyarete açık, şehrin merkez meydanı da adını bu yazardan alıyor. Şehrin Türkiye'de "Magosa" adıyla anılmasının kökeninde de Namık Kemal'in bu kaleye dair yazdıkları var — yani buraya gelen bir öğrenci için şehrin ismiyle ilk karşılaşma, çoğu zaman lisede okunmuş bir edebiyat metniyle örtüşüyor. Zindanı gezmek ya da meydanda vakit geçirmek, bu ismin neden burada özel bir ağırlığı olduğunu anlamak için yeterli oluyor.
Kültürel deneyimin daha sessiz bir tarafı da Kapalı Maraş. Kontrollü güzergâhlarda gezilebilen bu bölge bir konser ya da tiyatro gibi planlı bir etkinlik değil, ama şehirde bir süre yaşayanların en azından bir kez gittiği bir yer. Terk edilmiş binaların arasında yürümek, yıllardır dokunulmamış bir kentsel dokuyu görmek, şehri yalnızca kampüs-merkez rutini üzerinden değil, taşıdığı tarihle de tanıma anı oluyor.
Büyük şehirden gelen biri ilk başta bir şey arayabilir: düzenli konser takvimi, sinema çeşitliliği ya da yıl boyu süren bir festival yoğunluğu açısından burası büyük şehirlerle kıyaslanamaz. Kültürel hayat büyük ölçüde üniversitenin kendi programına ve Suriçi'nin tarihi dokusuna bağlı; her hafta değişen, kendiliğinden zenginleşen bir sahne hayatı beklenmemeli. Ama kampüsün kendi kültür-sanat takvimi olması ve şehrin tarihi merkezinin gerçek bir etkinlik zemini sunması, bu eksikliği toptan bir boşluk olmaktan çıkarıyor — az ama yerini bulan bir kültürel ritim var.
Yükleniyor...
