Bingöl İlinde Öğrenci Olmak
Bingöl Üniversitesi'nde bir gün, çoğunlukla kampüs içinde geçiyor. On fakülte, birkaç meslek yüksekokulu ve birden fazla enstitüden oluşan bir yapı olduğu için, aynı yerleşkede mühendislik okuyan biriyle Zaza Dili ve Edebiyatı ya da Mütercim Tercümanlık okuyan biri aynı koridorlarda, aynı kütüphanede karşılaşabiliyor. Bu çeşitlilik, ilk bakışta küçük bir şehirdeki üniversiteden beklenmeyecek kadar geniş bir akademik yelpaze sunuyor — dil bölümlerinin sayısı ve çeşitliliği bunun somut bir göstergesi. Sınav dönemlerinde kütüphanenin gece yarısından sonra da açık kalması, ders çalışma düzenini geç saatlere yayabilmek anlamına geliyor; özellikle final haftalarında kampüste gece geç saatlere kadar ışığın yanık kaldığı bir bina olarak akılda kalıyor.
Arkadaşlık kurma konusunda ortak gözlem, herkesin aşağı yukarı benzer bir durumda olması: farklı şehirlerden gelen, ailesinden ilk kez uzakta yaşayan gençler bir araya geldiğinde kaynaşma süreci genellikle hızlı işliyor. Aynı fakültede, aynı yurtta ya da aynı derslerde olmak, tanışıklığı kendiliğinden büyütüyor; büyük şehirlerdeki kalabalık kampüslerde kaybolma hissi burada daha az yaşanıyor çünkü çevre nispeten dar ve tanıdıklık çabuk oluşuyor.
Kampüs hayatı yalnızca ders dinlemekten ibaret değil. Spor kompleksi ve kapalı salon, ders arası ya da akşamüstü vakit geçirmek isteyenler için bir seçenek; Kongre Merkezi zaman zaman etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bazı bölümlerin bünyesinde bulunan uygulamalı araştırma merkezleri, özellikle tarım ve doğa bilimleriyle ilgilenenlere sınıf dışında da bir şeyler üretme imkânı sunuyor — bu da kampüsü yalnızca amfilerden ibaret bir yer olmaktan çıkarıyor.
Öğrencilerin günlük vaktini nerede geçirdiği konusunda net bir mekân kültüründen söz etmek doğru olmaz; bunun yerine şunu söylemek daha dürüst: kampüs içindeki ortak alanlar, dersler arası boşluklarda buluşma noktası olma eğiliminde ve sosyal hayatın önemli bir kısmı, en azından ilk yıllarda, yerleşke sınırları içinde şekilleniyor.
Yükleniyor...
