Bingöl İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Bingöl'e ilk varış tek bir yoldan olmuyor ama hangi yoldan gelinirse gelinsin ortak bir his var: şehir, geldiğin yerden kopuk hissettiriyor ilk günlerde. Uçakla gelenler yalnızca İstanbul ya da Ankara üzerinden iç hat uçuşuyla inebiliyor; otobüsle gelenler için yol uzun sürüyor; trenle gelmeyi düşünenler ise şaşırıyor çünkü tren şehir merkezine değil, Genç ilçesine uğruyor. Bu yüzden ilk hafta hafif bir "buraya ulaşmak kolay değilmiş" hissi bırakıyor — sonradan alışılan ama başta insanı biraz yalıtılmış hissettiren bir gerçek bu.
Şehre adım atınca ilk kafa karışıklığı isimden geliyor. "Bingöl" denince akla önce göller geliyor, ama merkezde göl diye bir şey yok; ilk haftalarda bunu fark etmek küçük bir şaşkınlık yaratıyor. Zamanla öğreniyorsun ki isim, şehrin kendisinden değil, çevredeki dağların üzerindeki küçük buzul göllerinden geliyormuş — yani "bin göl" aslında yukarıda, dağların tepesinde, şehrin gündelik manzarasının dışında bir gerçek. Bu çelişkiyi fark etmek, buraya yeni gelen herkesin geçtiği ortak bir eşik gibi.
İkinci sürpriz merkezle ilgili. Doğu Anadolu'ya gelirken çoğu kişi zihninde taş sokaklı, eski bir çarşı ya da kale silueti canlandırıyor; Bingöl merkezinde bu beklentiyi karşılayacak bir doku yok. Şehir daha yeni, daha düz, daha sade — tarihi doku beklentisiyle gelenler bunu ilk günlerde fark ediyor ve şehri "eski" değil "yeni kurulmuş" bir merkez olarak okumaya başlıyor.
Bölgeyle ilgili somut bir doğa görüntüsü aranırsa, akla ilk gelen yer Yüzen Adalar oluyor; şehrin kendisinde değil ama bölge denince zihinde beliren ilk kart bu. Buna karşılık üniversitenin işlettiği termal tesis konusunda ilk haftalarda küçük bir karışıklık yaşanıyor — çoğu kişi bunu Karlıova'yla ilişkilendiriyor, oysa tesis Ilıcalar-merkez hattında, Erzurum yoluna yakın bir noktada. Karlıova ise başka bir sebeple gündeme giriyor: buranın iki büyük fay hattının birleştiği ilçe olduğu, sohbetlerde "burada iki fay buluşuyor" cümlesiyle aktarılan, ilk haftalarda öğrenilen bir bilgi oluyor.
Yaz aylarında bazı öğrenciler Karlıova tarafındaki Kale Tepesi'nden söz edildiğini duyuyor; yerel anlatıya göre burada gün doğumu özellikle etkileyici izleniyormuş, "denildiğine göre" diye aktarılan, doğrulanmasa da öğrenciler arasında dolaşan bir imge bu. Kış geldiğindeyse şehrin gündemi değişiyor: Hesarek Kayak Merkezi, soğuk aylarda şehrin kendini gösterdiği somut nokta haline geliyor, çevredeki illerden gelenlerle birlikte kışın konuşulan tek yer oluyor.
Bütün bunlar bir araya gelince ilk izlenim genelde şu şekilde oturuyor: beklenenden daha sakin, beklenenden daha az "turistik", ama kendi imzasını dağlarda ve doğa noktalarında saklayan bir şehir. İlk hafta biraz kopukluk hissi verse de, birkaç hafta içinde şehrin neyi nerede sakladığını öğrenmek, o ilk şaşkınlığın yerini tanıdıklığa bırakmasını sağlıyor.
Yükleniyor...
