Şırnak İlinde Kültür ve Sanat
Şırnak'ta kültürel hayatı düşünürken önce şunu kabul etmek gerekiyor: merkez, büyük ölçüde yeni yapılmış bir kent. Sokaklarda gezerken karşına yüzyıllık bir taş yapı, eski bir çarşı dokusu çıkmıyor; mahalleler daha çok son yıllarda inşa edilmiş bloklardan oluşuyor. Bu, "tarihi gezme" alışkanlığı arayan biri için merkezi biraz eksik bırakabiliyor — o katman burada değil, otuz kırk kilometre ötede, Cizre'de duruyor. Hafta sonu bir grup arkadaşla Cizre'ye gidip Cizre Kalesi'ni, Nuh Peygamber'e atfedilen türbeyi, Mem-u Zin türbelerini ya da El-Cezeri Müzesi'ni gezmek, buradaki öğrencilerin kültürel gezi programının doğal bir parçası hâline geliyor. Yani merkezde yaşarken tarihe dokunmak istiyorsan, bu genelde bir günlük yol demek.
Şehrin kimliğine dair asıl güçlü katman anlatısal: Şırnak adının Şehr-i Nuh'tan geldiği rivayeti, buraya gelen hemen herkesin bir şekilde duyduğu bir hikâye. Nuh'un gemisinin tufandan sonra Cudi Dağı'nda durduğu, kurtulanların önce bir köy kurup sonra bugünkü şehre yerleştiği anlatılırmış — bu, şehri "sadece sınır ili" olarak görmek yerine kadim bir hikâyenin içine yerleştirmeni sağlıyor. Cudi'nin zirvesine yakın bir noktanın "Nuh Peygamber Ziyaret Tepesi" diye anılması da bu anlatıyı somutlaştıran bir detay; imkân bulup oraya çıkanlar için şehri baştan tanımlayan bir deneyim oluyor.
Üniversite kaynaklı sosyal-kültürel etkinlik açısından net bir tablo çizmek zor; kampüs içi kulüp faaliyetleri ya da düzenli etkinlik takvimini burada iddialı bir şekilde anlatmak doğru olmaz. Genel gözlem şu ki küçük ve yeni kurulmuş üniversite şehirlerinde sosyal hayat büyük ölçüde öğrencilerin kendi aralarında kurduğu küçük buluşmalara, oda sohbetlerine, birlikte yemek yeme ya da doğaya çıkma alışkanlığına dayanıyor — büyükşehirlerdeki gibi sık konser, tiyatro veya sinema gösterimi beklemek gerçekçi olmaz. Bu, kültürel hayatı tamamen sınırlı hissettirmese de, İstanbul veya İzmir gibi şehirlerden gelen birinin ilk başta eksikliğini fark edeceği bir nokta.
Buna karşılık doğa, burada kültürel yaşamın bir parçası gibi işliyor. Baharda açan ve yalnızca birkaç hafta süren ters laleleri görmeye gitmek, ya da Kasrik Boğazı'nın doğal dokusunda kısa bir yürüyüş yapmak, ders aralarında ya da hafta sonu programına giren küçük ama kalıcı anılar oluyor. Yüksek yaylalara çıkmak isteyenler için Beytüşşebap tarafı da bir seçenek, ama bunun için zaman ayırmak ve ilçeye gitmek gerekiyor; günübirlik bir aktivite olmaktan çıkabiliyor.
Buradaki kültürel hayat, hazır sunulan bir program değil, kendi kendine keşfedilen bir şey. Şehrin hikâyesi güçlü — Nuh rivayeti, Cizre'nin tarihi dokusu, bölgenin doğası bir arada düşünüldüğünde anlatacak çok şey var — ama bunun günlük hayatta düzenli etkinliklere, sahne sanatlarına ya da kalabalık kültürel programlara dönüşmesini beklemek doğru olmaz.
Yükleniyor...
