Hakkari İlinde Kültür ve Sanat
Hakkâri'de kültürel hayatın merkezinde büyük şehirlerdeki gibi konser salonları ya da tiyatro sahneleri değil, şehrin kendi tarihiyle ve coğrafyasıyla iç içe geçmiş bir doku var. Büyükşehirden gelen biri ilk başta "burada kültürel hayat ne kadar zengin" diye sorduğunda cevap net değil; ama zamanla fark ediyorsun ki kültür burada başka bir yerden besleniyor.
Kent Arşivi ve Etnografya Müzesi olarak kullanılan Meydan Medresesi, şehirdeki en somut kültürel referans noktalarından biri. Yüzyıllar öncesinden kalma bu yapı bugün üniversitenin bünyesinde, kentin tek anıt yapısı olarak duruyor; müze işlevi sayesinde ders çıkışı ya da hafta sonu bir saatliğine uğrayıp şehrin geçmişiyle karşılaşmak mümkün. Büyük bir müze deneyimi beklemeden, kentin hafızasına dokunma fırsatı olarak düşünülürse anlamlı bir durak.
Hakkâri kilimi ise şehrin kültürel kimliğinin en somut, elle tutulur tarafı. Tescilli motifleriyle bilinen bu dokuma geleneği yalnız bir el sanatı değil, zamanla şehirle kurulan ilişkinin bir parçası hâline geliyor. Cumhuriyet Caddesi'ndeki dükkânlarda bu kilimleri görmek, hangi motifin hangi anlamı taşıdığını duymak, ailene ya da arkadaşına götüreceğin bir hediye arayışıyla başlıyor ama sonunda şehri tanımanın bir yoluna dönüşüyor. Türkiye'nin başka hiçbir yerinde bu motiflerle karşılaşmıyorsun; bu da Hakkâri'de geçirilen dört yılın kendine özgü bir izini bırakıyor.
Şehrin doğayla kurduğu ilişki de kültürel hayatın bir parçası sayılabilir. Cilo-Sat Dağları'nın çevresinde düzenlenen Cilo Festivali, valilik organizasyonuyla yapılan ve şehre dışarıdan da katılımcı çeken bir etkinlik; yılın belirli bir döneminde şehrin gündemine giren, arkadaş grubuyla katılmayı düşünebileceğin bir hareketlilik yaratıyor. Festivalin aynı zamanda buzulların durumuna dair tartışmalara konu olduğunu da bilmek gerek — yani bu etkinlik yalnız eğlence değil, şehrin doğasıyla kurduğu gerilimli ilişkiyi de gösteriyor. Böyle bir festivale katılmak hem sosyal bir çıkış hem de yaşadığın yerin çevresel meselelerine dair bir farkındalık kazandırabiliyor.
Sinema, tiyatro ya da düzenli konser hayatı açısından büyükşehirlerle kıyaslandığında Hakkâri'nin sunduğu seçenekler sınırlı kalıyor; çünkü haftalık ritme giren sabit bir sahne kültüründen bahsetmek mümkün değil. Kültürel hayat burada daha çok üniversitenin kendi bünyesindeki etkinliklere, şehrin tarihi dokusuyla kurulan ilişkiye ve doğa temelli organizasyonlara dayanıyor. Büyük şehirden gelen biri ilk aylarda bu farkı hissedebilir; ama zamanla şehrin kültürünü sahne performanslarında değil, kilim dokumasında, medresenin taşlarında ve dağların festivalinde aramayı öğreniyor.
Yükleniyor...
