Antalya İlinde Öğrenci Olmak
Sabahın ilk hareketi genelde aynı: yurt ya da ev, sonra kampüse gidiş. Akdeniz Ü. öğrencilerinin büyük kısmı için bu, Konyaaltı'ndaki merkez yerleşkeye gitmek anlamına geliyor — geniş bir alan, kendi yemekhanesi, kafeleri, kütüphanesi, açık hava sineması olan, bir gün boyunca dışarı çıkmadan idare edebileceğin türden bir kampüs. Ama herkes için hikâye bu değil; üniversitenin Kumluca'dan Manavgat'a, Elmalı'dan Serik'e kadar uzanan birimleri var, ve oralarda okuyan birinin günü "Antalya'da üniversiteli olmak" dediğimizde akla gelen merkez-kampüs rutininden epey farklı geçiyor. Yani "Akdeniz Ü. öğrencisiyim" cümlesi tek bir yaşam biçimine karşılık gelmiyor — kiminin günü kampüs içi yürüyüş mesafelerinde geçerken kiminki tamamen başka bir ilçenin ritmine bağlı.
Merkezde okuyanlar için gün genelde derslerle, kampüs içi molalarla, arada bir merkeze inip iş halletmekle geçiyor. Akşamüstü kampüsten çıkıp arkadaşlarla oturacak yer aramak, ders çıkışı birlikte yemek yemek, hafta içi bir gün merkeze inip ihtiyaç gidermek — bu ritim büyük şehirlerin çoğunda benzer ama burada farkı, şehrin geri kalanının "tatil" imajıyla anılan bir yer olması. Arkadaşlık genelde ortak dersler, aynı yurt katı, kampüs kulüpleri üzerinden kuruluyor; yeni gelen biri için ilk haftalarda bir sınıf arkadaşı ya da oda arkadaşı bulmak, tanıdık bir çevre oluşturmanın en hızlı yolu oluyor.
Buraya dışarıdan gelen bir süre sonra fark ediyor ki: kartpostal Antalya'sı ile gündelik yaşadığın Antalya aynı şehir değilmiş gibi hissettiriyor. Kaleiçi'nin dar sokakları, yat limanı manzarası, plajlar — bunlar turistin, tatilcinin görüp fotoğrafladığı şehir. Senin şehrin ise ders programın, kampüsün, arada uğradığın çarşı, sınav döneminde kapandığın kütüphane köşesi. İkisi aynı coğrafyada duruyor ama günlük hayatın büyük kısmı birincisine değil ikincisine ait oluyor; turistik olan yer zaman zaman uğranan, ama asıl yaşanan yer değil.
Bunun getirdiği tuhaf bir his de var — bir noktada fark ediyorsun: burada okumak, "herkesin tatile geldiği bir yerde çalışmak" gibi bir şey. Şubat ayında sınavlara çalışırken şehrin bir tarafında turistlerin denize girdiğini bilmek, ya da yaz gelmeden hafta sonu bir arkadaş grubunun plaja gitmesiyle senin ders çalışman aynı anda gerçekleşmesi — bu tezat ilk başta insanı biraz şaşırtıyor. Zamanla alışılan bir şey bu; ama "herkesin dinlendiği bir yerde ben neden ders çalışıyorum" hissi, özellikle ilk yıl, kafada bir yerlerde beliriyor. Sonra insan bunun aslında iki paralel şehir gibi işlediğini kavrıyor — biri senin, biri ziyaretçinin.
Dönem arası eve gitmek de kendine has bir alışkanlık gerektiriyor, çünkü burada tren seçeneği yok. Şehirlerarası dönüş ya otogardan otobüsle ya da havalimanından uçakla oluyor; tren istasyonuna gidip bileti alma, kompartımanda uyuyup sabah şehrine varma gibi bir seçenek Antalya'da hiç yok. Bu, özellikle yakın bir şehirden gelmeyenler için dönem arası planlarını otobüs saatlerine ya da uçak biletine göre kurmayı gerektiriyor — küçük ama alışılması gereken bir pratik.
Kampüs içi sosyal hayat, kulüpler, ortak etkinlikler üzerinden şekilleniyor; kampüsün kendi içinde bir gündelik hayatı var ve zamanının büyük kısmı çoğunlukla orada geçiyor. Şehrin geri kalanına dair merak zamanla artıyor ama ilk aylarda dünya kampüs, yurt ve arada gidip gelinen birkaç nokta arasında sıkışıyor — bu da aslında pek çok üniversite şehrinde benzer bir başlangıç.
Yükleniyor...
