Siirt İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Siirt'e ilk gelenlerin kafasındaki resim aslında yanlış çıkıyor. Güneydoğu'ya gidiyorum diye düz, bozkır gibi bir arazi bekleyenler, otobüsten indiklerinde kendilerini dağların arasında buluyor. Şehrin kuzeyi ve doğusu sarp, yükseklerden inen vadiler dar; merkeze yaklaşırken yol kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Botan Vadisi'nin çevresindeki bu derin, dik coğrafya ilk günlerde "burası tahmin ettiğimden çok farklıymış" dedirtiyor — çölü değil, dağı görüyorsun.
Ulaşım tarafında da benzer bir şaşırma yaşanıyor. Uçakla gelenler havalimanının merkeze biraz mesafeli olduğunu, trenle gelmeyi düşünenler ise Kurtalan Ekspresi'nin aslında Siirt merkezine değil, kendisine bağlı Kurtalan ilçesine kadar geldiğini ilk seferinde öğreniyor. "Trene bin, doğrudan Siirt'e in" planı yapan biri, işin aslında biraz daha parçalı olduğunu fark ediyor. Bu durum ilk haftalarda kafa karıştırıcı olabiliyor ama bir kere öğrenildikten sonra sorun çıkarmıyor; sadece geliş güzergâhını önceden netleştirmek gerekiyor.
Yemek konusunda da dikkatli olmakta fayda var: büryan denince akla hem Siirt hem Bitlis geliyor, iki şehir de bu kebaba sahip çıkıyor. İlk gelenler bunu genelde birinden diğerine karıştırarak öğreniyor, sonra yerelde bunun aslında iki ayrı yorumu olan, tartışılan bir lezzet olduğunu anlıyor.
Ama Siirt'i gerçek anlamda tek başına imzalayan şey, çoğunun ilk kez burada duyduğu bir hikâye oluyor: Tillo'daki ışık hadisesi. İbrahim Hakkı Hazretleri'nin hocasının türbesine güneşi düşürmek için asırlar önce kurduğu bu taş düzenek, yılda iki kez, ekinoks sabahlarında hâlâ çalışıyormuş — bu, yeni gelen için şaşırtıcı bir detay. "Böyle bir şey gerçekten var mı" diye sorgulayanlar az değil; sonra bunun şehrin kimliğine bu kadar sıkı bağlı bir olgu olduğunu fark ediyorlar.
Genel atmosfere gelince, Siirt ilk bakışta ne büyük şehirlerin telaşını ne de büyük bir yabancılık hissi veriyor. Sokaklar sakin, tempo düşük; bu yeni gelen birine tehlikeli ya da güvensiz bir izlenim bırakmıyor. İlk hafta genelde "nereden nereye gidilir" sorularıyla geçiyor, sonrasında şehir hızlıca tanıdık bir yere dönüşüyor. Zamanla değişen şey daha çok beklenti — düz bir Güneydoğu ili hayal edip gelenler, kendilerini dağlık, vadili bir coğrafyada bulduklarında ilk izlenimlerini gözden geçiriyorlar. Bütün bunları bir kelimeyle özetlemek gerekirse, Siirt'i tanımlayan en doğru sözcük muhtemelen "sakin" değil, "beklenmedik" oluyor.
Yükleniyor...
