Saraybosna İlinde Yeme-İçme
Saraybosna'da yemek konusu, bütçenden çok neyi ne zaman yiyeceğini öğrenmenle ilgili bir şey. Başçarşı'nın dar sokaklarında büyümüş küçük lokantalar ve kahvehaneler ders arası açlığın en pratik çözümü — ama buraya gelen herkes ilk haftalarda "burek" kelimesiyle biraz şaşırıyor. Türkiye'den gelenler böreği geniş bir şemsiye kelime olarak biliyor; burada değil. Kıymalı olana burek deniyor sadece, peynirlisi sirnica, ıspanaklısı zeljanica, patateslisi krompiruša adını alıyor ve her biri ayrı bir şey gibi sipariş ediliyor. Bunu karıştırıp "peynirli burek" isteyen genelde gülümseyen ama düzeltmeden edemeyen bir esnafla karşılaşıyor. Pişirme tekniği de farklı bir sahne: gerçek buregdžinica'larda hamur üzeri korla kaplanan sač denen bir kapak altında pişiyor, yani hem tat hem doku Türkiye'deki börekten belirgin şekilde ayrışıyor. Bir süre sonra bu ayrımı öğrenmek şehirde küçük bir yerlileşme işareti oluyor.
Ćevapi ise yeni gelenlerin neredeyse ilk haftasında tanıştığı bir yemek; sıcak somun içine dizilmiş ızgara kıyma parmakları, yanında çiğ soğan ve çoğunlukla kajmak ile geliyor. Başçarşı'daki eski ćevabdžinica'lar — Željo gibi yıllardır aynı yerde duran mekânlar — ders çıkışı ya da hafta sonu buluşmalarında tekrar tekrar uğranan adresler. Akşam vakti arkadaş grubuyla bir ćevapi masasına oturmak, burada sosyalleşmenin en sık tekrarlanan biçimlerinden biri.
Kahve konusu ayrı bir kültür meselesi; Bosna kahvesi sipariş ettiğinde masana cezve, küçük bir fincan ve yanında lokum geliyor, yavaş içilmesi bekleniyor. Yeni gelenlerin çoğu bunu "Türk kahvesi" diye anınca karşı taraftan nazik ama net bir düzeltme alıyor — burada bu, kendine ait bir ritüel olarak görülüyor. Morića Han gibi eski kervansaray içindeki kahvehaneler, ders molalarında ya da hafta sonu yavaşlamak isteyenler için tercih edilen sakin köşeler arasında.
Bunların dışında boza, salep, Begova čorba gibi paylaşılan bölgesel lezzetler de şehrin mutfağında yer buluyor — bunlar Türkiye'dekiyle akraba ama birebir aynı değil, burada da küçük farkları fark ediyorsun. Rakija ise daha çok yerel bir imza; genellikle ev yapımı meyve brendisi olarak biliniyor ve gündelik hayattan çok yerel kültürle tanışma anlarında karşına çıkıyor.
Günlük ritim açısından, Ramazan ayında bazı esnaf lokantalarının (aščinica) erken kapandığı ya da iftar saatlerinde ara verdiği oluyor; buna karşılık iftar sonrası Başçarşı belirgin şekilde canlanıyor, sokaklar kalabalıklaşıyor. Genel olarak aščinica'ların çoğu öğleden sonra erken kapanma eğiliminde, yani geç saatte klasik ev yemeği tarzı bir şey aramak yerine ćevapi ya da burek gibi daha "her an bulunur" seçeneklere yönelmek burada daha alışıldık bir refleks. Kampüsün şehre yayılmış olması da bu tabloyu etkiliyor; günün büyük kısmını nerede geçiriyorsan, yemek molasını da o semtin küçük lokantasına ya da fırınına göre şekillendiriyorsun.
Yükleniyor...
