Saraybosna İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Havalimanından şehre doğru giderken, otobüsün ya da taksinin camından ilk fark edilen şey aslında şehrin nerede oturduğu oluyor: her yön dağlarla çevrili bir vadinin içine iniyorsun, ve bu ilk bakışta bile hissediliyor — şehir sanki bir çanağın dibine yerleşmiş. Yerleşkeye ya da yurda giden yolda, ufukta o dağ halkasını fark etmemek zor; ilk günlerde "bu dağlardan biri Olimpiyat'a ev sahipliği yapmış" diye duyuyorsun ve şehrin sırtını dayadığı bu yükseklikleri bir süre sonra günlük manzaranın parçası olarak görmeye başlıyorsun. Trebević'in tepesine çıkan teleferiğin kabinlerini merkeze inip çıkarken uzaktan görmek, ilk haftalarda "acaba bir gün ben de çıkar mıyım" sorusunu akla getiriyor.
Şehrin göbeğine ilk indiğinde ise başka bir şey çarpıyor: birkaç adımda bambaşka bir sokağa geçmiş oluyorsun. Ferhadija Caddesi'nde yürürken, zeminde gömülü bir işaretin üstüne basıp geçiyorsun ve o çizginin bir tarafında dar sokaklar, kemerli çarşı dokusu, diğer tarafında daha düzenli, Orta Avrupa havası taşıyan bir cadde başlıyor. Bunu ilk keşfeden çoğu kişi biraz şaşırıyor — bir şehrin bu kadar net bir şekilde iki farklı havayı yan yana taşıyabileceğini önceden tahmin etmemiş oluyor. Bu ilk yürüyüş, şehrin geri kalanını okumak için de bir çerçeve sunuyor: Saraybosna'da hiçbir şey tek bir kalıba oturmuyor, her sokak biraz farklı bir katmana açılıyor.
İlk hafta genellikle bir tür yönünü bulma çabasıyla geçiyor. Şehir, ilk bakışta göründüğünden daha küçük ve daha okunaklı; birkaç günde merkezi ve birkaç ana güzergâhı kafada oturtmak mümkün oluyor. Bu da tanıdık olmayan bir ülkeye, tanımadığın bir para birimine ve üç dilin resmî sayıldığı bir yapıya gelen biri için beklenenden daha az kaygı verici bir başlangıç oluyor — sokaklar karmaşık değil, güven verici bir düzeni var. Yine de ilk günlerde herhangi bir resmi işlem ya da kayıt sürecinde karşılaşılan farklılıklar, "burada işler biraz kendi ritminde yürüyor" hissini veriyor; bu bir olumsuzluk değil ama alışması biraz zaman isteyen bir ayrıntı.
İlk haftaların atmosferi benzer kelimelerle anlatılıyor genelde: sakin, katmanlı, biraz melankolik ama itici değil. Şehir kendini hemen ele vermiyor; turistik bir merkezi gezip geçmek başka, günlük rutinini buraya kurmak başka bir şey. İlk izlenim genellikle zamanla derinleşiyor — ilk günlerde sadece merkezi, çarşıyı ve o doğu-batı sınırını gören biri, birkaç ay sonra şehri artık kendi mahallesi, kendi güzergâhı üzerinden tanımaya başlıyor. Bu da Saraybosna'nın ilk bakışta bıraktığı izlenimin, kalıcı olarak yerleşmeden önce mutlaka biraz zaman istediğini gösteriyor.
Yükleniyor...
