Saraybosna İlinde Kültür ve Sanat
Saraybosna'da kültürel hayatın en çok konuşulan tarafı, aslında hiçbir bilet almadan yaşanan bir şey: Ferhadija Caddesi'nde yürürken bir anda kendini başka bir yüzyılda bulmak. Gazi Husrev Bey Bedesteni'nin yanından geçip birkaç adım attığında, yerdeki "Sarajevo — Meeting of Cultures" işaretini geçer geçmez doku tamamen değişiyor; bir yanında Başçarşı'nın kemerli sokakları, öbür yanında Orta Avrupa mimarisiyle örülü Ferhadija uzanıyor. İlk haftalarda bu geçişi fark ediyorsun, sonra günlük güzergâhın bir parçası hâline geliyor — arkadaşla buluşma noktası olarak "işaretin yanında" demek neredeyse şehir içi bir ortak dil.
Bu katmanlı doku Ferhadija'yla sınırlı kalmıyor; Vijećnica'yı görmek ya da önünden geçmek de benzer bir his veriyor. Yanmış, yeniden inşa edilmiş bu bina ve çevresindeki Avusturya-Macaristan dönemi sokaklar, Eski Şehir'in hemen bitişiğinde bambaşka bir mimari dille konuşuyor. Ders çıkışı merkeze inip biraz amaçsız yürüyünce on dakika içinde iki farklı Avrupa'yı art arda görmüş oluyorsun — bu, şehrin kültürel kimliğinin sadece müzelerde değil, sokakta da hissedildiği anlardan biri.
Ağustos ayına denk gelen Sarajevo Film Festivali, şehrin kültürel takviminin en görünür durağı. Festival, kuşatmanın son yıllarında, şehir hâlâ zor günler geçirirken başlamış ve zamanla bölgenin en büyük film festivaline dönüşmüş. Bu geçmiş, festivale bir tesadüften fazlası olma havası veriyor; açık hava gösterimleri, kırmızı halı geceleri ve şehrin merkezine yayılan etkinlik yoğunluğuyla o hafta boyunca Saraybosna'nın nabzı gözle görülür şekilde hızlanıyor. Üniversite takvimiyle çakışmasa da yaz stajı ya da tatil için şehirde kalanlar için festival haftası genellikle yılın en canlı sosyal dönemlerinden biri olarak hatırlanıyor.
Şehrin kültürel hafızasının bir başka katmanı da 1984 Kış Olimpiyatları'ndan kalmış. Trebević'e çıkan teleferiğin kabinleri Olimpiyat halkası renkleriyle boyalı, dağdaki eski bob pisti bugün terk edilmiş ama gezilen bir rotaya dönüşmüş — bunlar şehrin sadece coğrafi değil, kültürel kimliğine de işlemiş izler. Bir zamanlar dünyanın izlediği bir organizasyona ev sahipliği yapmış olmanın izini taşıyan bu miras, şehri anlatırken sıkça başvurulan bir referans noktası; "burası bir zamanlar Olimpiyat şehriydi" cümlesi, şehrin kendine dair anlattığı hikâyenin önemli bir parçası.
Üniversite tarafında etkinlik hayatı, büyük şehirlerdeki gibi sürekli afişlerle bombardımana tutan bir yoğunlukta değil; kültürel hayat daha çok şehrin kendisinden, tarihî dokusundan ve takvime yayılmış festival, konser, sergi gibi noktalardan besleniyor. Sinema, tiyatro ve küçük ölçekli konserler şehirde bulunuyor, ama metropol kültür sahnesine alışkın biri için seçenek yelpazesi zaman zaman dar gelebilir. Buna karşılık şehrin kendisi, sokakları ve tarihî katmanlarıyla âdeta sürekli açık bir kültür alanı gibi işliyor; planlı etkinliklerden çok bu gündelik doku sayesinde şehirle kültürel bir bağ kuruyorsun.
Yükleniyor...
