Saraybosna İlinin İklimi
Saraybosna'nın dört tarafı dağlarla çevrili bir vadide kurulu, ve bu coğrafya hava durumuyla ilişkini büyük ölçüde belirliyor. Yazın bu durum sorun çıkarmıyor; hava sıcak, günler çoğunlukla açık ve güneşli geçiyor, dersten çıkıp Miljacka kenarında oturmak ya da akşamüstü bir yerlerde vakit geçirmek rahat. Ama kışa gelindiğinde vadi kimliği kendini başka türlü hissettiriyor: soğuk hava şehrin oturduğu çanağın içinde birikip kalıyor, sis ve nem günlerce dağılmadan yerinde duruyor. Buraya ilk gelenleri şaşırtan da tam olarak bu — kar yağışı ya da soğuk değil, kışın ortasında güneşi günlerce görmeden geçirmek. Sabah yurttan çıkarken gökyüzü gri, öğlen aynı gri, akşam yine aynı; bu tekdüzelik bir süre sonra insanın üzerine çöküyor.
İşin can sıkıcı tarafı sadece görüş kirliliği değil. Vadi konumu kışın sıcaklık inversiyonuna çok müsait; soğuk hava aşağıda hapsolup üstündeki ılık tabakanın altında sıkışıyor ve şehirde biriken partikül kirliliği bir türlü dağılamıyor. Bu yüzden Saraybosna kış aylarında zaman zaman dünyanın en kirli havaya sahip şehirleri arasında anılıyormış. Günlük hayatta bunun karşılığı, bazı kış günlerinde açık havada uzun süre kalmanın pek keyifli olmaması; boğazın gıcıklanması, havanın ağır hissettirmesi gibi şikâyetler öğrenciler arasında sık duyuluyor. Kronik solunum rahatsızlığı olanlar için bu dönemin biraz daha dikkatli geçirilmesi gerekebilir.
Kar konusunda şehir gerçekten kış şehri; yılın önemli bir bölümünde kar görmek sıradan, bazı yıllar kasım sonu gibi erken bir tarihte ilk kar düşebiliyor. Kalın mont, su geçirmez bot ve katmanlı giyinme buraya gelen herkesin ilk ay içinde öğrendiği bir şey oluyor; yazdan gelen ince kıyafetler kışın işe yaramıyor. Soğuk dalgalarında sıcaklık ciddi anlamda düşebildiği için özellikle sabah erken derslere gidenler kışlık ekipmanı hafife almamalı. Kampüse yürüyerek ya da tramvayla gidenler için kar yağışlı günlerde yollar kayganlaşabiliyor, bu da sabah rutinini biraz uzatabiliyor.
Yaz ile kış arasındaki bu keskin fark aslında şehirde vakit geçirme biçimini de şekillendiriyor. Yaz ayları ve ilkbahar-sonbaharın açık geçen günleri dışarıda oturmak, yürümek, sosyalleşmek için en rahat dönem; kışın ise sosyal hayat daha çok kapalı mekânlara kayıyor. Kayak sever biri için kış aslında bir dezavantaj değil, çünkü Aralık-Şubat arası şehre yakın dağlarda kayak mevsimi tam bu döneme denk geliyor — ama bu ayrı bir konu, günlük şehir yaşamının genel havasından bağımsız bir imkân. Sonuçta buraya gelen birinin yıl içinde hem güneşli, temiz havalı günlere hem de gri, ağır geçen kış haftalarına hazırlıklı olması gerekiyor; ikisi de şehrin gerçek yüzünün bir parçası.
Yükleniyor...
