Malatya İlinde Öğrenci Olmak
Sabah kalkıp derse gitmek, İnönü Üniversitesi'nde okuyan biri için genelde önce trambüs durağına yürümek anlamına geliyor. MAŞTİ ile kampüs arasında işleyen 80 numaralı hat, gündelik rutinin sabit bir parçası; yurttan ya da şehirdeki bir evden çıkıp bu hatta binip kampüse gitmek, zamanla üzerinde düşünülmeyen, otomatikleşen bir hareket haline geliyor. Şehir merkeziyle kampüs arasındaki mesafe günü ikiye bölüyor sayılır: bir tarafta ders, kütüphane, kampüs içindeki sosyal hayat; diğer tarafta akşamüstü inilen, arkadaşlarla buluşulan, günlük işlerin halledildiği şehir. Bu iki tarafı birbirine bağlayan şey de büyük ölçüde o trambüs hattı; sabah kampüse çıkan, akşam şehre geri dönen bir ritim kuruluyor haftanın çoğu günü.
Sıradan bir gün genelde sabah dersle başlıyor, öğleyi kampüs içinde geçirip arkadaşlarla oturmakla, öğleden sonra bir sonraki derse gitmekle ya da kütüphanede vakit geçirmekle sürüyor. Dersler bittiğinde şehre inmek isteyenler için trambüs tekrar devreye giriyor; bazı günler kampüste kalıp kulüp toplantısına, bazı günler şehir merkezine inip bir kahve içmeye gidiliyor. Bu gidiş-geliş ilk haftalarda biraz alışma gerektiriyor — hangi saatte trambüse binileceği, ne kadar süreceği gibi küçük hesaplar — ama bir dönem geçtikten sonra bu ritim günlük hayatın doğal bir parçası oluyor.
Arkadaş edinme meselesi çoğunlukla bölüm ve kampüs çevresinden başlıyor. Aynı fakültede, aynı derste, aynı yurtta ya da aynı ev arkadaşlığında karşılaşılan insanlarla ilk bağlar kuruluyor genellikle; orta ölçekli bir şehirde okumanın getirdiği bir şey de bu — tanıdık yüzlerle karşılaşma sıklığı, büyük bir metropole göre daha yüksek hissediliyor. Aynı sınıfın, aynı kulübün insanlarıyla hafta içinde birkaç kez karşılaşmak, arkadaşlıkların daha hızlı pekişmesine zemin hazırlıyor çoğu zaman.
Kampüs hayatı da bu ritmin önemli bir parçası. Geniş bir alana yayılmış kampüste ders aralarında yürüyerek bir binadan diğerine geçmek, öğrenci topluluklarının etkinliklerine katılmak, kampüs içindeki kafelerde ya da açık alanlarda oturmak günlük hayatın sıradan sahneleri arasında. Zamanın bir kısmı kampüs içinde geçiyor, bir kısmı şehre inip geçiyor; bu ikisi arasındaki denge kişiden kişiye, dönemden döneme değişiyor ama ikisi de birbirini tamamlayan alanlar olarak kalıyor.
Hafta sonları tempo değişiyor. Bazıları şehir merkezinde vakit geçirip arkadaşlarıyla buluşuyor, bazıları yurda ya da eve dönüp dinleniyor, bazıları da başka bir şehre kısa bir kaçamak yapmayı planlıyor. İlk aylarda en çok alışılması gereken şey, kampüsle şehir arasındaki bu gidiş-geliş ritmini oturtmak oluyor; bir kere bu rutin yerleşince, günlük hayatın akışı büyük ölçüde kendiliğinden ilerliyor.
Yükleniyor...
