Lefke İlinde Öğrenci Olmak
Lefke'de öğrenci olmanın en belirleyici özelliği, hayatın büyük kısmının LAÜ etrafında dönmesi. Kasaba küçük, üniversite ise bölgenin en büyük yapısı olduğu için gündelik ritim doğal olarak kampüsle örülüyor: sabah derse gitmek, öğlen kampüs içinde vakit geçirmek, akşam ya kasabaya inmek ya da yurda dönmek — günün büyük kısmı bu üç noktanın arasında geçiyor. Şehir küçük olduğu için kimin nerede okuduğu, hangi bölümde olduğu zamanla tanıdık geliyor; ilk aylarda yabancı gelen yüzler bir dönem sonra merkezde selamlaşılan tanıdıklara dönüşüyor.
Barınma tarafında ilk fark edilen şey, yurtların tek bir noktada toplanmaması. Bazı öğrenciler kampüs yoluna yakın yurtlarda kalırken bir kısmı Gemikonağı tarafında konaklıyor; bu da öğrenci hayatının yalnız kasaba merkezine sıkışmadığını, sahile de uzandığını gösteriyor. Gemikonağı'nda kalan biri için gün biraz farklı kuruluyor — derse gidiş-geliş biraz daha planlı olmak zorunda, ama akşamları deniz kenarında oturmak gündelik hayatın parçası olabiliyor. Kampüs yoluna yakın kalanlar için ise mesafe daha kısa, günün ritmi daha kolay kuruluyor. İkisi de aynı üniversite deneyiminin farklı versiyonları; hangisinin daha rahat geldiği kişiye göre değişiyor.
Arkadaşlık kurma süreci, şehrin küçüklüğü sayesinde nispeten hızlı işliyor. Herkesin gittiği yerler sınırlı olduğu için aynı kafede, aynı köşede, aynı yolda karşılaşmak kaçınılmaz; bu da tanışıklığı kendiliğinden büyütüyor. Büyük şehirde kaybolup gidebilecek bir "merhaba" burada haftalar içinde gerçek bir arkadaşlığa dönüşebiliyor. Bunun tersi de var elbette — sosyal çevre büyük şehirdeki gibi sürekli yeni yüzlerle genişlemiyor, bir noktadan sonra tanıdık bir çevre içinde ilerliyorsun.
Sağlık ihtiyacı çıktığında da kendini yalnız hissetmiyorsun; kampüse yakın mesafede bir devlet hastanesi olması, küçük bir sağlık sorununda büyük bir plana girmeden çözüm bulabilmek anlamına geliyor. Bu, özellikle ailesinden ilk kez uzakta yaşayan birinci sınıf öğrencisi için gündelik güven duygusunun bir parçası oluyor — "bir şey olursa ne yaparım" sorusunun cevabı çok uzakta değil.
Sıradan bir gün genelde derslerle başlıyor, öğle arasında kampüs içinde ya da kasabaya inip kısa bir yürüyüşle geçiyor, akşamüstü ise gruplar hâlinde ya birinin yurt odasında ya da merkezdeki tanıdık bir mekânda toplanılıyor. Hafta sonu programı kişiye göre değişiyor: kimi kasaba merkezinde vakit geçirmeyi seçiyor, kimi Gemikonağı sahiline inip biraz daha farklı bir hava soluyor. Kampüs hayatı büyük şehir üniversitelerindeki gibi kalabalık ve dağınık değil; daha çok küçük gruplar, tanıdık yüzler ve tekrar eden rutinler üzerine kurulu. Bu ilk bakışta sınırlı gelebilir, ama zamanla alışılan, hatta bağlanılan bir düzene dönüşüyor.
Yükleniyor...
