Kırşehir İlinde Kültür ve Sanat
Kırşehir'in kültürel hayatını anlamak için önce şunu bilmek gerekiyor: bu şehir kendini iki resmî kimlikle tanımlıyor, ikisi de tesadüfi değil. Biri Ahiliğin tarihi merkezi olması, diğeri Türkiye'den UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na müzik dalında kabul edilen ilk ve hâlâ tek şehir olması. Buraya gelince bu iki başlıkla ister istemez erken tanışıyorsun, çünkü ikisi de takvime ve şehrin kamusal alanına yayılmış durumda.
Her yıl Eylül ayında, akademik takvime yeni alıştığın dönemde, şehir Ahilik Haftası'yla resmen kilitleniyor. Bu bir mahalle etkinliği değil, Ticaret Bakanlığı'nın merkez ilan ettiği, kaleden top atışıyla başlayan, Cacabey Meydanı'nda çelenk töreni ve kortejle devam eden, tarihi Uzun Çarşı'da şed kuşanma töreninin yapıldığı, halka ahi pilavı ve ahi helvasının ikram edildiği bir devlet organizasyonu. Yeni gelen biri için bunun anlamı şu: şehri henüz tanımadan, ilk haftalarda meydanın ortasında büyük bir törenle karşılaşıyorsun ve bu, Kırşehir'in kendini nasıl tanımladığını sözle değil sahneyle öğrenmen demek.
Müzik tarafı biraz daha farklı işliyor — orada devlet töreni değil, bir isim zinciri var. Muharrem Ertaş, oğlu ve "Bozkırın Tezenesi" olarak anılan Neşet Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali, Şemsi Yastıman... UNESCO'nun Kırşehir'i seçme gerekçesinde tam olarak bu abdallık ve bozlak geleneği, bu isimlerin bıraktığı miras var. Şehirde bu ismin karşılığını görmek zor değil; her yıl belirli bir günde mezar başında yapılan anma törenleri ve adını taşıyan kültür merkezi, bu geleneğin resmî olarak yaşatıldığını gösteriyor. Ama dürüst olmak gerekirse, bu müziğin gündelik hayata ne kadar sızdığı — kafede, sokakta, arkadaş ortamında canlı icrayla ne sıklıkla karşılaşıldığı — net bir şey değil; bu konuda genel konuşmak daha doğru, herkes için garanti bir "her akşam bozlak dinlenir" tablosu çizmek yanlış olur.
Bu ikisi arasında akademik bir köprü de var: üniversite bünyesinde abdallık geleneğini ve Neşet Ertaş'ın mirasını, ayrıca Ahiliği doğrudan araştırma konusu yapan merkezler bulunuyor. Bu, ortalama bir öğrencinin katıldığı sosyal bir etkinlikten çok, ilgili bölümlerde okuyanlar ya da bu alana meraklı olanlar için anlamlı bir katman — şehrin kültürel kimliği burada sadece izlenen bir tören olmaktan çıkıp, isteyen için üzerinde çalışılabilecek bir konuya dönüşüyor.
Bunların dışında şehrin eski dokusu — türbeler, kümbetler, tarihi çarşı — günlük yürüyüş güzergâhına girebilecek kadar merkeze yakın, dolayısıyla ders arası ya da akşamüstü kısa bir yürüyüşle tarihi bir yapının önünden geçmek burada sıradan bir şey. Sinema, tiyatro ya da düzenli konser hayatının yoğunluğu konusunda net bir tablo çizmek zor; büyük şehirlerdeki gibi sık aralıklarla değişen bir etkinlik takvimi bekleyen biri, burada kültürel hayatın daha çok belirli dönemlere, özellikle Eylül'e yoğunlaştığını hissedebilir. Kırşehir'in kültürel gücü, çeşitlilikten çok bu iki güçlü ve resmî kimliğin derinliğinde yatıyor.
Yükleniyor...
