Bişkek İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Uçaktan inip havalimanından şehre doğru yol alırken ilk çarpan şey, Bişkek'in hayal edildiği gibi küçük bir Orta Asya kasabası olmaması. Bu bir başkent, üstelik milyonu aşan nüfusuyla gerçek bir metropol — geniş caddeler, kalabalık, hareket var. Türkiye'den gelenler ilk günlerde bu ölçeği biraz şaşırarak karşılıyor; "daha mütevazı bir yer" beklentisiyle gelenler burada kendini bambaşka bir şehirde buluyor.
Ama şehrin asıl akılda kalan görüntüsü, bu metropol hissiyle güney ufkunda beliren dağ silüetinin yan yana durması. Şehir merkezi şaşırtıcı derecede düz; yürürken hiç yokuşla uğraşmıyorsun, ama başını kaldırıp güneye baktığında karlı zirveler seni karşılıyor. Kampüse giderken, otobüs beklerken, hatta sıradan bir öğle arası bu manzara gözün alışkanlıkla süzdüğü ama hiç sıradanlaşmayan bir arka plan oluyor. İlk haftaların en beklenmedik güzelliği bu oluyor — şehrin içindesin ama dağ hep orada.
Sokaklarda yürürken dikkat çeken bir başka şey de düzenin kendine has karakteri. Geniş, ağaçlı, gölgeli caddeler ve yol kenarlarında akan ince su kanalları şehre kendine özgü bir doku katıyor. İlk başta bu kanaletlerin ne işe yaradığını çözmek biraz zaman alıyor, ama zamanla bunun şehrin nefes alma biçimi olduğunu fark ediyorsun — özellikle sıcak günlerde bu yeşil-gölgeli sokaklar yürümeyi rahatlatıyor.
Dil konusu ise ilk izlenimin en çok kırıldığı nokta. Kırgızca ile Türkçe arasındaki akrabalığa güvenerek gelenler, günlük hayatta karşılarına çıkan dilin büyük ölçüde Rusça olduğunu görünce hazırlıksız yakalanabiliyor. Markette, taksi şoförüyle, sokakta soru sorduğunda beklediğin kolay anlaşma her zaman gerçekleşmiyor; ilk haftalarda bu küçük bir şaşkınlık ve bazen hafif bir yalnızlık hissi yaratabiliyor. Zamanla, temel Rusça kalıpları öğrenmek ya da en azından tanımak bu mesafeyi kapatıyor, ama gelmeden önce "nasılsa anlaşırım" beklentisiyle gelenlerin ilk günleri biraz sarsıcı geçebiliyor.
Şehrin sembolik kalbi sayılabilecek büyük meydan da genelde ilk haftalarda uğranan yerlerden. Geniş, açık, devlet binalarının ve anıtların çevrelediği bu alan, şehrin nabzını ilk kez hissettiğin yer oluyor; buraya bir kez gelip oturduğunda "tamam, şehrin merkezi burasıymış" hissi netleşiyor.
İlk izlenim genelde birkaç hafta içinde değişiyor. Başta biraz büyük, biraz yabancı dilli, biraz kalabalık gelen şehir, rutine girdikçe daha tanıdık bir yer hâline geliyor. Bişkek'i ilk günlerde en iyi tarif eden kelime belki de "beklenmedik" — çünkü zihnindeki hazır resimle karşılaştığın şehir arasında bir fark olduğunu fark ediyorsun, ama bu farkın olumsuz değil, sadece alışılması gereken bir gerçeklik olduğunu birkaç hafta içinde anlıyorsun.
Yükleniyor...
