Sinop İlinde Öğrenci Olmak
Sinop Üniversitesi'nde bir gün geçirmek, tek bir kampüsün içinde geçen bir gün değil. Bölüme göre gidilen yer değişiyor: kimi sabah 15 Temmuz Yerleşkesi'ne gidiyor, kimi Osmaniye tarafındaki Fen-Edebiyat binasına, Su Ürünleri Fakültesi öğrencileri ise Akliman'daki kendi yerleşkelerine. Bu dağınıklık ilk bakışta kafa karıştırıcı gelebilir — "kampüs" dediğinde tek bir kapıdan içeri girilen, ortasında meydanı olan bir yer hayal edenler için biraz alışma süresi gerekiyor. Ama zamanla bunun kendine göre bir düzeni olduğunu fark ediyorsun: her yerleşke kendi fakültesinin küçük dünyası, dersler aynı binada art arda geçiyor, aynı yüzlerle sürekli karşılaşılıyor. Su Ürünleri okuyanlar için bu ayrı yerleşkenin bir avantajı var — kendi araştırma gemileriyle sahaya çıkmak, teoriyi denizde görmek gibi bir imkân sunuyor; bu da o bölümde okuyanlara farklı bir öğrencilik deneyimi kazandırıyor.
Arkadaşlık kurmak konusunda çoğu öğrenci zorlanmadığını söylüyor. Bölüm küçük olduğu için aynı sınıftakilerle, hatta farklı sınıflardaki tanıdıklarla sık sık aynı yerlerde denk gelmek kaçınılmaz; bu da tanışıklığı hızlandırıyor. Derse gitmek, öğle arasında birlikte bir şeyler yemek, akşam yurda ya da eve dönerken uğrak bir kahveye takılmak — günlük rutin genelde böyle şekilleniyor. Yeni gelenler ilk haftalarda biraz kaybolmuş hissedebiliyor, özellikle hangi dersin hangi yerleşkede olduğunu öğrenene kadar; ama bir-iki ay içinde bu ritim oturuyor ve şehir küçük olduğu için tanıdık yüzlerle karşılaşmak sık yaşanan bir şey haline geliyor.
Kampüs hayatının dışına çıkıp şehirle bağ kurmanın en somut yollarından biri Sinopale. İki yılda bir düzenlenen bu bienal döneminde, gönüllü olarak çalışmalara dahil olan öğrenciler var; sergi kurulumunda, mekân düzenlemesinde ya da etkinlik sırasında görev almak, sadece izleyici olmaktan çıkıp şehrin bir parçası olma hissini veriyor. Bu tür gönüllü katılımların şehre aidiyet hissini güçlendirdiğini söyleyenler oluyor — sanat etkinliğine sponsor değil de yerel halk ve gönüllülerle destek verildiği bir ortamda bulunmak, buraya sadece okumaya gelen biri değil de bir şekilde katkısı olan biri gibi hissetmeni sağlıyor.
Vakit geçirilen yerler genelde belli: ders arası merkeze inmek, akşamüstü sahil şeridinde yürümek, hafta sonu birlikte bir kahveye ya da lokantaya gitmek. Büyük bir öğrenci kulüpleri ağı ya da her gün dolu bir etkinlik takvimi beklemeden gelmek gerekiyor — burada sosyal hayat daha çok küçük grupların kendi aralarında kurduğu alışkanlıklardan oluşuyor. Sıradan bir gün, sabah dersin olduğu yerleşkeye gitmek, öğleden sonra arkadaşlarla buluşup şehirde vakit geçirmek, akşam da yurda ya da eve dönüp ertesi güne hazırlanmakla geçiyor. Fazla hareketli değil ama sakin ve tanıdık bir düzen — bir süre sonra bunun kendine has bir rahatlık verdiğini fark ediyorsun.
Yükleniyor...
