Kırklareli İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Kırklareli'ye ilk gelen çoğu öğrencinin kafasında hazır bir tablo var: düz bir Trakya ovası, ayçiçeği tarlaları, sakin bir taşra kasabası. Şehre gelme fikri netleşir netleşmez bir yanlış anlama da düzeltilmesi gerekiyor çoğunlukla - Kırklareli ile Kırkpınar güreşlerini karıştıranlar az değil, oysa o meydan Edirne'de; buraya gelen öğrenci bunu genelde daha yola çıkmadan ya da ilk haftalarda birileri düzeltince öğreniyor.
Yolculuğun kendisi de ilk sürprizlerden biri. Trene binip inecek bir istasyon yok çünkü şehirde yolcu treni işlemiyor, havalimanı da yok; dolayısıyla hemen herkes otobüsle geliyor ve bu, yol planını en baştan otobüs saatlerine göre kurmak demek. Otogara iniş anı biraz da bu yüzden net bir "artık buradayım" hissi veriyor - trenle gelip şehri tanımaya alışmış birinden farklı bir varış biçimi bu.
Şehre yaklaşırken pencereden bakan biri, beklediği düz ovanın yerini bir noktadan sonra tepelerin ve ormanın aldığını fark ediyor. Kuzeye, Istranca yani Yıldız Dağları'na doğru uzanan bu yeşil-tepelik manzara, "Trakya dümdüz bir tarım toprağıdır" beklentisini daha şehre girmeden kırıyor. Aynı şaşkınlık ilerleyen haftalarda başka bir biçimde tekrar ediyor: bu toprakların bir yerinde, Demirköy taraflarında, mevsimine göre açılıp kapanan bir mağara olduğunu - Dupnisa'yı - duyunca "burası sadece tarla değilmiş" diye düşünüyorsun. Yine benzer bir şaşkınlık denizle ilgili yaşanıyor; ilin bir ucunda, İğneada ve Kıyıköy tarafında Karadeniz'e kıyısı olduğunu öğrenmek, "Trakya'nın bu köşesinin denizle hiç işi yok" varsayımını çürütüyor - merkeze uzak bir gerçek olsa da, haritada fark edilince şehrin zihindeki sınırlarını genişletiyor.
İl merkezine adım attıktan sonraki ilk izlenim genelde sakinlik oluyor. Ne kalabalık bir cadde gürültüsü ne de büyükşehirin telaşı var; sokaklar geniş değil ama tenha da sayılmaz, insanlar birbirine daha yavaş, daha meraklı bakıyor. İlk hafta bazılarına güven verici geliyor - "buradan bir şey gelmez, sakin bir yer" hissi erken oluşuyor; bazıları içinse aynı sakinlik ilk günlerde biraz durağan, hatta ıssız hissettiriyor. İlk izlenim genellikle birkaç hafta içinde yumuşuyor: şehir merkezinin nereye çıktığını, hangi sokaktan kestirmenin geçtiğini öğrendikçe o baştaki "küçük ve tanıdık olmayan yer" hissi yerini bir tür alışkanlığa bırakıyor.
Kırklareli'yi tek kelimeyle tarif etmek gerekirse, ağızlardan çıkan kelime genelde "sakin" oluyor - ama bu sakinliğin içinde, ovanın dışına çıkınca bir dağ, bir mağara, bir deniz kıyısı çıkabileceğini gördükten sonra şehre bakış biraz daha meraklı bir hâl alıyor.
Yükleniyor...
