Burdur İlinde İlk İzlenimler ve Atmosfer
Otobüsten güneye, Akdeniz'e iniyormuş hissiyle yola çıkanlar için Burdur'a varış biraz şaşırtıcı oluyor. Kafanda "Akdeniz ili" yazınca deniz, sıcak, belki bir liman havası kuruluyor; oysa yol Burdur'a doğru tırmanıyor, etraf yavaş yavaş dağlarla çevrili, yüksek ve açık bir arazi halini alıyor. Şehre ilk gelen biri, ilk birkaç gün "buranın denizle ne ilgisi var" diye düşünüyor — çünkü yok, en yakın deniz saatlerce uzakta ve buranın karakteri baştan sona bir iç havza karakteri. Bu, ilk haftanın en temel zihinsel düzeltmesi oluyor: Burdur'u sahil şehri gibi hayal edenler, buraya adım atar atmaz o beklentiyi bir kenara bırakmayı öğreniyor.
Şehre yerleşirken dikkat çeken ikinci şey, merkeze bu kadar yakın bir gölün olması. Burdur'a ilk gelen pek çok kişi, duyduğu "gölü olan şehir" imajını Salda'yla karıştırıyor; oysa şehrin hemen dibindeki göl Salda değil, kendi adını taşıyan Burdur Gölü. Bu göl tuzlu, kuşlarla anılan, daha sakin ve mesafeli bir doğa parçası; içine girip yüzülecek bir yer değil, uzaktan bakılan, yol kenarından geçerken fark edilen bir manzara unsuru. Salda ise şehrin çok dışında, ayrı bir gün planı gerektiren, "bugün oraya gidelim" denip yola çıkılan bir nokta olarak akılda kalıyor. Yani ilk haftalarda kafanda netleşen ayrım şu oluyor: biri şehrin içinde günlük hayatın parçası olan uzak bir manzara, diğeri şehrin dışında ayrıca gidilmesi gereken bir hedef.
Şehrin kendisi ilk bakışta küçük ve dingin bir yer izlenimi veriyor. Büyük şehirlerden gelenler için ilk gün biraz sessizlik hissi baskın oluyor; sokaklar kalabalık değil, hareket akşam saatlerinde bile büyük bir şehrin telaşına benzemiyor. Bu, bazıları için rahatlatıcı bir yavaşlama, bazıları için ise "acaba burada ne kadar hareket olacak" sorusunu erkenden akla getiren bir durum. Genellikle ilk hafta geçtikten sonra bu sessizliğin şehrin doğal temposu olduğu anlaşılıyor — büyümeye çalışan gürültülü bir şehir değil, kendi ölçüsünde durağan bir yer.
İlk günlerde havanın da beklenmedik şekilde serin ve keskin olması dikkat çekiyor. Güneyden, sıcak bir ile geldiğini düşünenler, akşamları hızla düşen sıcaklıkla karşılaşınca şaşırıyor; bu da şehrin rakımıyla ilgili bir gerçeği gündelik hayata erken taşıyor. İlk izlenim genelde "burası sandığımdan daha serin ve daha sakin" cümlesine dönüşüyor, zamanla bu serinlik ve sakinlik şehrin karakterinin bir parçası olarak kabulleniliyor.
Uyum süreci genelde hızlı ilerliyor, çünkü şehrin küçüklüğü kısa sürede yön bulmayı kolaylaştırıyor. İlk hafta biraz karışık gelen sokak isimleri birkaç gün içinde ezberleniyor; ilk gün yabancı gelen meydan, birkaç hafta sonra günlük rotanın doğal bir durağı haline geliyor. Genel olarak Burdur'un ilk izlenimi ne çarpıcı bir hayranlık ne de bir hayal kırıklığı; daha çok "sakin" kelimesiyle özetlenebilecek, zamanla insanı içine alan bir alışkanlık hissi bırakıyor.
Yükleniyor...
