Bartın İli Ulaşımı
Bartın'a ilk gelenlerin çoğu şehri otobüsle tanır, çünkü başka türlüsü zaten pek mümkün değil. İl sınırları içinde demiryolu yok, en yakın havalimanı da şehir merkezinden epey uzakta kalıyor; bu yüzden Ankara'dan ya da İstanbul'dan gelen öğrenci için ilk gün genelde uzun bir otobüs yolculuğuyla başlıyor. Ankara'dan gelenler için bu yarım günlük bir yolculuk, İstanbul'dan gelenler içinse gün boyu süren bir güzergâh — dönem başlarında ve tatil dönüşlerinde bu mesafe biraz can sıkıcı olabiliyor, özellikle otobüs sabah erken kalkıyorsa.
Şehre girdikten sonra tablo değişiyor. Otogar, Kutlubey Yerleşkesi'ne merkezden daha yakın konumda; yani ilk kez gelen bir öğrenci otogardan doğruca kampüse gidebiliyor, merkeze inmeden. Bu küçük ayrıntı aslında günlük hayatı bir noktada rahatlatıyor: ders için kampüse gitmek, otogara gitmekten çok da farklı bir mesafe değil. Kampüs-merkez-otogar üçgeni dar olduğu için, haftan genelde bu üç nokta arasında dönüyor — sabah kampüse çıkmak, öğleden sonra merkeze inmek, akşam yurda ya da eve dönmek gibi bir ritim oturuyor.
Şehir içi ulaşım büyük ölçüde halk otobüsü, dolmuş ve taksiyle sağlanıyor; İstanbul ya da İzmir gibi şehirlerden gelenler için metro veya tramvay beklentisi burada karşılık bulmuyor, ama şehrin küçük ölçeği bunu telafi ediyor — mesafeler kısa olduğu için ulaşım aracı seçimi çoğu zaman "yürüsem mi, dolmuşa binsem mi" ikilemine dönüşüyor. Sık kullanılan güzergâhlarda dolmuş beklemek gündelik hayatın parçası; gece saatlerinde ise seçenekler azalıyor, bu yüzden akşam programını buna göre kurmak gerekiyor.
Şehir dışına çıkış da yine karayoluyla. Otoyol olmadığı için komşu illere gidiş biraz vadi-dağ yolu tadında geçiyor; Zonguldak, Karabük ya da Kastamonu yönüne otobüsle ulaşmak mümkün, ama bu yolculuklar hızlı bir otoyol seyahatinden farklı, biraz daha zaman alan bir güzergâh. Hafta sonu memlekete gidip gelmeyi düşünenler için bu, planlamayı önceden yapmayı gerektiren bir detay.
Bartın Çayı ise bugün ulaşımda taşımacılık anlamında bir rol oynamıyor — ama bu, ırmağın tarihi boyunca hiç önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Geçmişte gemilerin sokulduğu, kereste yüklü teknelerin indiği bir doğal nehir limanıymış; günümüzde bu rota artık bir taşımacılık hattı değil, ırmak kıyısında yürüyüş yapılan bir peyzaj. Denize açılmak isteyen de bunu merkezden değil, Boğaz ya da İnkumu yönüne ayrı bir yolculukla yapıyor — çünkü şehir merkezi kıyıda değil, ırmağın kıyısında kurulu; deniz ayrı bir gidiş, ayrı bir plan gerektiriyor.
Yükleniyor...
