Şanlıurfa İlinde Yeme-İçme
Şanlıurfa'ya gelen öğrencinin yeme içme konusunda ilk fark ettiği şey, kebapla arasının hemen kurulması değil, isotla kurulması oluyor. Yemeklerin çoğunun içine bir şekilde bu kırmızıbiber giriyor, ilk haftalarda "her yemek acı mı" diye düşünülüyor, ama zamanla bu tadın acıdan çok kendine has bir tatlımsı-dumanlı aroma olduğu ayırt edilmeye başlanıyor. Urfa kebabının kendisi acısız olması, isotun ise ayrıca sofraya konması burada işleyen bir denge — yani kebap yenir, üstüne isteyen isot ekler. Bu ayrımı öğrenmek şehirle ilk tanışmanın küçük bir parçası oluyor.
Öğrenci hayatına en pratik giren şeylerden biri ciğer kebabı — burada bunun sabah kahvaltısında bile yendiğini görmek yeni gelen için şaşırtıcı oluyor. Sabah dersine gitmeden önce esnaf lokantasında ciğer kahvaltısı yapan öğrenciler var; bu biraz da şehrin kendi ritmine alışmanın bir yolu. Kampüs Osmanbey'de olduğu için gün içindeki öğün düzeni büyük ölçüde kampüs kantini ve yakın esnaf üzerinden kuruluyor, akşam veya hafta sonu merkeze inildiğinde ise seçenek genişliyor — merkezdeki esnaf lokantaları, kebapçılar ve tatlıcılar arkadaşlarla buluşulan, biraz daha oturup sohbet edilen yerler oluyor.
Çiğköfte burada da sevilen bir yemek ama bunun tek başına Urfa'ya ait olduğunu düşünmemek gerekiyor; kökeni Adıyaman'la paylaşılan, tartışmalı bir lezzet. Urfa'da geleneksel olarak çiğ etle yapılan hali biliniyor, sıra gecelerinde ikram edilen bir şey olarak da zaman zaman karşına çıkıyor. Lahmacun da benzer şekilde — Türkiye'nin neredeyse her yerinde bulunan bir yemek, ama buradaki hali isot ve salçanın ağırlığıyla biraz farklı bir tada geliyor; "buranınki başka" dedirten bir versiyon.
Sıra gecesi denen geleneğin müzik kadar önemli bir yanı da sofrası. Bir eve toplanılıp sazların çalındığı bu akşamlarda yöresel yemekler de hazırlanıyor — yani müzik ile yemek burada birbirinden ayrı düşünülmüyor, biri diğerinin eşliğinde geliyor. Bu geleneğe ne kadar erişebildiğin kişiden kişiye değişiyor; kimi arkadaş çevresi üzerinden bir eve davet edilip bu deneyimi yaşıyor, kimi daha çok turistik formatta düzenlenen, sadece müzik faslı olan programlara denk geliyor. İkisi aynı şey değil, ama her ikisi de şehrin bu tarafını tanımanın bir yolu.
Mırra, üniversiteye yeni başlayanların genelde ilk kez burada tanıştığı bir içecek — sohbet arasında ikram edilen, küçük fincanlarda içilen, kahveden farklı bir lezzet. İlk seferinde tuhaf gelse de zamanla üniversite çevresinde sosyalleşmenin küçük bir ritüeline dönüşüyor.
Geç saatte yemek bulmak merkeze yakınsa nispeten kolay; kebapçıların ve tatlıcıların bir kısmı gece saatlerine kadar açık kalıyor, özellikle hafta sonları merkez bu anlamda hareketli. Kampüs tarafında ise seçenekler daha sınırlı, akşam saatlerinde dışarı çıkmak isteyen genelde merkeze inmeyi tercih ediyor. Tatlı tarafında şıllık ve külünçe gibi yöresel tatlar arada denenen, "buraya has" dedirten lezzetler arasında yer alıyor; meyan şerbeti de özellikle sıcak günlerde sokakta karşılaşılan, denenmesi kolay bir içecek.
Genel olarak şehirde dışarıda yemek yiyerek geçinmek mümkün, esnaf lokantaları öğrenciye alışkın; sadece kampüsün merkeze mesafeli olması, günlük yemek rutininin biraz kampüs çevresi biraz da merkez arasında bölünmesine yol açıyor.
Yükleniyor...
