Mersin İlinde Öğrenci Olmak
Sabah rutini büyük ölçüde otobüs beklemekle başlıyor. Çiftlikköy Kampüsü kent merkezine yakın değil; M'li hatlardan biri gelene kadar durakta geçen on-on beş dakika, buradaki öğrenci hayatının ilk alıştığın şeylerden biri. Kampüse vardığında ise karşına küçük bir şehir çıkıyor — bu benzetme abartı değil, kampüs gerçekten geniş bir alana yayılmış durumda ve içinde kendi yaşam döngüsünü kurmuş: yurtlar kampüsün içinde ya da hemen bitişiğinde, öğün ihtiyacı için dışarı çıkmaya gerek kalmadan alışveriş merkezi ve vadideki tesisler var. Bu da günlük hayatı ister istemez kampüs merkezli kılıyor; sabah gelip akşam dönene kadar geçen sürenin büyük kısmı kent merkezine hiç inmeden geçebiliyor.
Bunun getirdiği bir şey var: kente inmek, "yolun üstünde" yapılan bir şey değil, ayrı bir plan gerektiren bir çıkış. Ders arası merkeze inip bir şeyler halledip dönmek pratik değil; o yüzden günü kampüste bitirip merkeze inmeyi akşamüstüne ya da hafta sonuna bırakıyorsun. Bunun bir sonucu, kampüs içi sosyal hayatın kent merkezindeki sosyal hayattan bağımsız, kendi başına işleyen bir ritim kazanması. Ders çıkışı arkadaşlarla oturulan yer çoğu zaman kampüsün içindeki bir kantin ya da vadideki bir kafe oluyor; "merkeze inelim" cümlesi ise ayrı bir akşam planı anlamına geliyor.
Fakülte çeşitliliği bu kampüs-içi hayatı biraz daha renkli hale getiriyor. Denizcilikten Tıp'a, Mimarlık'tan İletişim'e, Güzel Sanatlar'dan İlahiyat'a kadar oldukça farklı alanlardan bölümler aynı kampüste bir arada olunca, arkadaş çevren kendi bölümünle sınırlı kalmıyor; kantinde, kütüphanede ya da ortak derslerde farklı fakültelerden insanlarla tanışmak buradaki öğrencilerin çoğunun anlattığı bir şey. Aynı geniş alan, ilk haftalarda oryantasyon anlamına da geliyor — kampüsün neresinin nereye açıldığını, hangi binanın hangi fakülteye ait olduğunu öğrenmek biraz zaman alıyor, ama bu genelde birkaç haftalık bir alışma süreci.
Sıradan bir gün genelde sabah otobüsle kampüse gitmek, gün boyu derslerin arasında kampüs içinde vakit geçirmek ve akşam yine otobüsle dönmekle geçiyor; kent merkezine inmek ise haftanın belirli günlerine, genelde hafta sonuna sıkışan ayrı bir ritim oluşturuyor. Bu ikili düzen bir yandan sana kampüs içinde güvenli ve tanıdık bir alan sunuyor, bir yandan da "şehirde yaşıyorum" hissini biraz geciktirebiliyor — çünkü ilk aylarda asıl temas kurulan yer şehrin kendisinden çok kampüsün içi oluyor.
Yükleniyor...
