Edirne İlinde Öğrenci Olmak
Sabah kampüse gitmek, Edirne'de öğrenci olmanın en sabit ritüellerinden biri. Balkan Yerleşkesi şehrin kuzeybatısında, merkezden bir miktar uzakta olduğu için gün genelde erkenden başlıyor; derse yetişmek isteyenler evden çıkış saatini buna göre ayarlıyor. Yerleşke geniş bir alana yayıldığı için kampüs içi yürüyüş de günün doğal bir parçası — bir binadan diğerine geçmek, arada bir tanıdıkla laflamak, oturup bir çay içmek gündelik akışın içine yerleşiyor.
Trakya Üniversitesi'nin kimliğinde tıp kökenli bir ciddiyetin yanında, Balkanlarla kurulmuş eski bir bağ da var. Edebiyat Fakültesi'nde Arnavutça, Boşnakça, Bulgarca Mütercim-Tercümanlık ya da Çağdaş Yunan Dili gibi Türkiye'de pek az üniversitede rastlanan bölümler bulunuyor; bu da kampüste karşılaşılan öğrenci profilini biraz farklılaştırıyor. Aynı kantinde oturan, aynı koridorda yürüyen arkadaş çevresi bazen beklenmedik bir çeşitlilik taşıyabiliyor — herkesin aynı şehirden, aynı hedefle gelmediğini hissettiren küçük bir ayrıntı bu.
Arkadaşlık kurmak zor değil. Şehrin ölçeği küçük olduğu için aynı yüzlerle sık sık karşılaşıyorsun, bu da tanışıklığı hızlandırıyor; bir dönem sonra kampüste, kütüphanede ya da merkezde rastladığın insan sayısı hatırı sayılır hale geliyor. Sınav dönemlerinde kütüphanenin kalabalıklaştığı, yer bulmanın zorlaştığı zamanlar oluyor — bu aslında pek çok üniversite şehrinde tanıdık bir sahne, ama burada herkesin birbirini biraz tanıdığı bir ortamda yaşanması onu daha "kampüs içi" bir deneyime dönüştürüyor.
Ders çıkışı genelde iki yön var: ya kampüste kalıp arkadaşlarla vakit geçirmek ya da merkeze inip şehirde soluklanmak. Merkeze inmek fazla vakit almıyor, bu yüzden öğle arası uzun olan günlerde bir çay molası için bile merkeze gidenler oluyor. Akşamları ise genelde küçük gruplar hâlinde buluşulan birkaç sabit mekân öne çıkıyor; büyük şehirlerdeki gibi geniş bir seçenek yelpazesi yok ama tanıdık, tekrar tekrar gidilen yerler bir süre sonra ikinci bir yaşam alanı gibi hissettiriyor.
Hafta sonları ise ritim biraz yavaşlıyor. Bazıları memleketine gitmeyi tercih ediyor, bazıları şehirde kalıp kampüsten bağımsız bir gün geçiriyor. Sakin bir şehirde okumanın getirdiği bir şey var: gündelik hayat fazla dağılmadığı için okulla sosyal hayat arasındaki mesafe kısa kalıyor, biri bitince diğerine geçmek kolay oluyor. Bu da dört yıl boyunca kampüs ve şehir arasında gidip gelen, birbirinden kopmayan bir öğrencilik deneyimi ortaya çıkarıyor.
Yükleniyor...
